dün (pazar) gece eve döndük. uçaktan indiğim anda insanların anlata anlata bitiremediği, bir süre daha istanbul'a dönmemem için beni uyardıkları sıcak yüzüme tokat gibi çarptı. hızlı hızlı yürüyüp klimalı salonda bavulları bekledikten sonra otoparkta duran arabaya atlayıp klimayı açtık. doğru mu bilmiyorum, bir yerde okudum, son 130 yılın en sıcak yazını yaşıyormuşuz. son 130 yılı bilemem ama ben 35 yıldır bu kadar sıcağını yaşamadım, onu söyleyebilirim.
sauna kıvamındaki eve girer girmez salondaki klimayı çalıştırdık. diğer odalara gidemedim, klima karşısındaki kanepeye oturup ayaklarımı uzattım ve duş yapmaktan bile vazgeçtim, içeri gidilecek gibi değildi. karşımda duran kitaplıktan çektiğim bir kitabı okurken uyumuşum. su içmek için uyandığımda, onur'u yanımda yerde, cem'i de uzanma koltuğunda uyurlarken gördüm. klima çalışmaya devam ediyordu. hava serinleyene kadar salondan başka bir yerde yaşayamayacağımızı anladım. neyse ki mutfak açık, salonda.

sabah uyandığımızda ev sıcaktı. kahvaltıdan sonra daha da sıcak oldu. klimanın ısısını düşürmek istedim ama beceremedim. mayıs sonunda klimayı alırken nasıl bir yaz geçireceğimiz hakkında pek bir fikrimiz olmasa da eski bir apartmanın en üst katında oturduğumuz, bu dairede her yazın sıcak geçtiğini ve hamileliğimin en ağır aylarının yaz sıcaklarına rastlayacağını bildiğimiz için senelerdir uzak durduğumuz klimaya artık mecbur olduğumuzu kabul etmiştik.
cem haftalar sonra yeniden evde olduğu ve oyuncaklarına kavuştuğu için çok mutluydu. bir süre oynadıktan sonra çizgi film izlemek istediğini söyledi. dvd oynatıcıya seçtiği filmi koydu, alet çalışmadı. biz yokken tv tamire gitmişti, geri gelince dvd ile bağlantısı kurulmamış. bu işlerden anlamam ama yine de yapmaya uğraştım, olmadı, aleti çalıştıramadım.
aynı anda klimayı da istediğim gibi çalıştıramayınca ekstra sıcağa maruz kaldım.
laptopı bulup cem'e çizgi filmi orada seyrettirmek istedim, bulamadım. arabada kalmıştı.
arabanın anahtarını da bulamadım.
bu arada kendimi buz gibi suyla tepeden tırnağa ıslatmış olmama karşın hala her yanımdan alev fışkırıyordu.
onur'u arayım dedim, ev telefonu bozuktu.
koridorda bavullar açık, mutfakta kahvaltı dağınıklığı toplanmamış, evin her yanında tozlar uçuşuyor, abartmıyorum örümcekler sağa sola ağ kurmuş, yataklar dağınık, aklımda bebeğin eşyalarını hazırlayıp yerleştirme işleri, günü salona kısılmış şekilde cem'le nasıl geçireceğimiz sorunsalı, mutfak alışverişi, öğlen ve akşam yemekleri...
normal şartlar altında sağlıklı bir insan ne yapardı bilmiyorum ama ben sıcaktan patlamak üzere olan ve hareket kabiliyetini iyice kaybetmiş olan vücudumla ne yapacağımı iyice şaşırdım. dvd oynatıcıyı nasıl çalıştırırım diye sormak için cep telefonuyla onur'u aradım ama onur türkçe konuşmuyordu. konuşuyordu da ben anlamıyordum. defalarca anlattı ama anlamadım ve orada ipler koptu. önce telefon elimden fırlayıp 3 parçaya ayrıldı sonra ben ağlamaya başladım, ardından cem'in salondan odasına doğru koştuğunu gördüm.
telefonu toparlayınca yeniden çaldı. onur'a böğüre böğüre ağladım sıcak diye.
"deliriyorum ben, çok sıcak burası. klimayı soğutma ayarına getiremiyorum, nem almada kaldı."
"tamam geliyorum ben"
"olmaz bu sıcakta gelip geri gidilmez işe, sakın gelme"
telefonu kapatıp 15 dakika kadar sıcak yüzünden zırladım. bu yüzden bu kadar mutsuz olunabileceği hiç aklıma gelmezdi. gerçi tek sebep sıcak değildi: hormonların azizliği, tatil dönüşü beni bekleyen işler ve evdeki bilumum aksaklıklar... bilmediğimiz bi şey değil gerçi ya, şimdi bu saçmalıklarıma bir sebep gösterebilmek için yazayım, akşamüstü bir yerde kadınların hayatlarının üç döneminde duygusal iniş çıkışları çok fazla yaşadıklarını okudum: ergenlik, hamilelik, menopoz. ilk ikisini atlattık sayılır, bakalım sıradakinde neler olacak?
biraz sakinleşince içerden cem'in sesini duydum. o da ağlıyordu. yanına gidip onu sakinleştirdim, neden bu hale geldiğimi anlattım sonra onur'u arayıp sakin şekilde konuştum ama konuşurken yine biraz ağladım. cem tekrar oyununa döndü.
kahvaltı sonrası mide bulantıları başlamıştı. (
hala ne mide bulantısı, onu ben de anlamıyorum) kendime bir bardak soğuk su koydum. soğuk bir soda açtım. kumandayı kurcalaya kurcalaya klimayı soğuk ayarına getirmeyi becerdim. oturup kitabımı okumaya başladım. işte o anda, hamam modundaki odasında ter içinde kaldığı için yanımda oynayan cem hapşırmaya başladı ve "ben üşüdüm" dedi.