Showing posts with label hrant dink. Show all posts
Showing posts with label hrant dink. Show all posts

Sunday, January 19, 2014

Monday, January 7, 2013

19 ocak 2013 :: buradayız ahparig!


Hrant öldürüleli altı yıl, müsamere (cinayet davası) sonuçlanalı bir yıl oldu. Hrant'ın öldürülmesiyle ilgili olarak şaibe altındaki hiçbir devlet görevlisi doğru dürüst soruşturulmadığı, yargılanmadığı gibi, bu cinayete bir şekilde adı karışan herkes neredeyse ödüllendirildi. Hrant'ı yazmadığı şeyden ötürü mahkum edip hedef haline getirenlerden biri, Türkiye'ye ombudsman yapıldı. Cinayet gaddarlıktı, sonrası kepazelik, yüzsüzlük oldu. Altıncı yılda, adalet mücadelemiz sürüyor.

Saturday, November 3, 2012

merak etmeyin bu toprakları alıp gitmek için değil bu toprakların dibine girmek için

bu sabah radyoda hrant dink'in bir konuşmasından* duyduğum birkaç cümle ile güne ağlayarak başladım. sonra konuşmanın tamamını bulmaya çalıştım. a, şimdi, tam şu anda, bulduğum, aşağıya kopyalacağım linkteki konuşmayı veriyor radyo:
...

tamamı burda


*
* Açık Radyo'nun yeni yayın döneminin yeni programlarından Radyo Agos



Cumartesi

9:00 Radyo Agos (Yeni program)

Hazırlayanlar: Agos Çalışanları

Haftalık Agos gazetesinin penceresinden Türkiye ve Dünya gündemi. 10 Kasım’dan itibaren başlayacak programda, Agos'un mutfağından haberler, söyleşiler ve olaylar yer alacak. Hafta içi her gün yayınlanan Açık Gazete programının bir nevi hafta sonu ayağı. Çeşitli köşelerin de yer aldığı Radyo Agos’taki köşelerden biri ‘Ayp Pen Kim’ yani ‘ABC’. Emekli Ermenice Öğretmeni Şuşan Özoğlu ile her hafta birkaç kelime ve bir cümle Ermenice öğreniyoruz.

Saturday, May 7, 2011

niçin kayboldular?

Birçoğunuzun geçmiş yaşantısında bugün artık tatlı bir nostalji olarak sürekli dile getirdiği bir azınlık öyküsü olduğundan eminim. Yeri geldiğinde bu azınlıklarımızı iç çekerek anımsadığınızdan ve özlediğinizden de asla kuşkum yok.

"Benim babamın ustası bir Ermeni'ydi...", "Bizim mahallenin Mari Yayası çok güzel pilaki yapardı, parmaklarımızı yalardık...", "Asker arkadaşım Kevork'la kan kardeşi gibiydik..." türünden samimi anlatımlar eminim günlük sohbetlerinizden hiç eksilmiyordur.

Öyle ki bizler bu nostaljik samimi okşamalarınızla aslında bizleri tokatladığınızın farkında olmadığınıza da çoktan alıştık.

Hatta kendimizi sizlerin antikaları gibi görmeye de...

Hatta hobiniz olmaya da...

Ne var ki derinleşmemiş ve sadece yüzeyde kalmış bu merak da bir tür bencillik.

Asıl soru şu:
"Niçin kayboldular?"

Thursday, May 5, 2011

HRANT

bugünlerde tuba çandar'ın hrant kitabını okuyorum. en yakınlarının anlattıklarından ve kendi yazdıklarından hrant'ı tanıyorum. bu etkileyici yaşam öyküsünü, kitabın müthiş kurgusunun da sayesinde elden bırakmadan okumak istiyor insan ama ne mümkün, günlük işler sürekli bölüyor okumamı. buraya pek uğramadıysam, biraz da sadece kendim için yakaladığım kısıtlı vaktimi kitaba ayırdığımdan. şimdi bir alıntı yapıp okumaya döneyim:

"... şöyle bir düşünün Allah aşkına. Kaçta kaçımız hayatta istediğimiz, sevdiğimiz bir dalda eğitim görebildik, yüzde kaçımız mecburen bir yer kazanmış olduğumuz için okumak zorunda kalmadık?


Haydi kendimi ve benim kuşağımı bıraktım ama bu açıdan sanıyorum üç çocuğuma da muhtemelen büyük özürler borçluyum. Hem kendi adıma hem de onları teslim ettiğim eğitim sistemimiz adına. Bu özrün ezikliğini şimdi küçük kızımı yüksek okulda görsel tasarım bölümüne kaydettirdiğimizde çok daha fazlasıyla yaşadım. Meğer fotoğrafçılık hayatta en sevdiği ve arzuladığı alanmış. Yuh olsun bana ve onu teslim ettiğim eğitim sistemine ki onun bu eğilimini erken yaşlarda yakalayamadık ve önünü açmadık. Fark etseydim eğer ona fotoğraf kitapları almaz mıydım her fırsatta. Ona yeni yeni makineler taşımaz mıydım her doğum gününde. Onun elinden tutup da Ara Güler ustanın yanında yeri süpürmesi için çırak vermez miydim?


Yuh olsun bana, yuh olsun bizlere!" (sf.276)




Tuesday, December 7, 2010

hrant'a

deli anne'den gelen 55. sayfa mimine göre kitaplığın karşısına geçip gözü kapalı seçeceğimiz bir kitabın 55. sayfasından bir pasaj yazacağız. ne olacak alakasız bir kitabın kimseyi alakadar etmeyecek 55. sayfasından öylesine havada asılı kalacak bir paragraf yazınca anlamıyorum. daha önce de dolaştı böyle mimler ortalıkta hatta bir tanesi bana da geldi, slyvia plath'ın günlükleriydi elimin altındaki, yazdım bir paragraf gitti.

ben şimdi kütüphane karşısına falan geçmeden yine elimin altındaki kitaplardan birinden bir pasaj yazıyorum. zaten deli anne de başucu kitaplarından birinden, mesnevi'den yapmış alıntıyı.


ölümünden kısa bir süre sonra yayımlanan hrant'a adlı kitap, hrant'ın ardından yazılan mektuplardan ve yazılardan oluşuyor. kitapta yazısı bulunan yazarlardan bazıları: adalet ağaoğlu, ali nesin, ara güler, banu güven, gündüz vassaf, murathan mungan, perihan mağden, piyale madra, rakel dink, sevan nişanyan, sezen aksu, vedat türkali, yılldırım türker.

55. sayfa ayşe gül altınay'ın yazısına rastlıyor.

"Savaş oyununu oynamamakta, savaş dilini kullanmamakta ısrar eden Hrant'ın kimseyi "düşman" olarak görmemek konusundaki samimi direnişi, herkese karşı ifade ettiği sevginin samimiyeti pek çok kişiyi huzursuz ediyordu. Türk milliyetçiliğinin egemen biçimlerini şekillendiren "düşman" söylemini, "düşman"ları acı çeken insanlara dönüştüren güçlü hikayeleri ile kırıyor, insanları bu acıları hissetmeye, kendi acıları üzerine düşünmeye ve başkalarının acılarından sorumluluk duymaya zorluyordu.

Hrant'ın derin insanseverliği herkese bir şekilde dokunuyordu. Etyen Mahçupyan'ın acılı ifadesiyle:

'Hrant'ın gidişine bugün yürek dayanmıyorsa, onun yüreğinin hepimizi kucaklayacak kadar derin olmasındandır. Hrant'ın gücü böyle bir yüreği liderlik vasfıyla, cesaret ve ahlakla bütünleştirmesindeydi. Ama Hrant'ı asıl Hrant yapan şaşırtıcı, birçokları için yadırgatıcı samimiyetiydi. Bu toplumun çoktan kaybettiği, hatırlatıldığında gocunduğu, önüne çıktığında ürktüğü samimiyet...

Hrant bu özelliğiyle hepimize ahlaki bir duruşun ne olduğunu, insanın 'kendisi' olmasının nasıl bir şey olduğunu gösterdi ve gerçekte bize kendi ezikliğimizi hatırlattı. Onu hazmetmek o yüzden kolay değildi. Sırf varlığıyla ve apaçık insani duruşuyla Türkiye'yi utandıran adamdı o...'

(Zaman, 21 Ocak 2007)"

Thursday, October 14, 2010

okuma listemden :: hrant


Monday, January 18, 2010

3 yıl oldu






Onurlu ve güvenli bir kardeşlik için,
Hrant için adalet için,
19 Ocak'ta onun öldürüldüğü yerde buluşacağız.

19 OCAK'TA HRANT İÇİN ADALET İÇİN

14 : 30 - Agos Gazetesi önü

Wednesday, December 9, 2009

mim :: kitaplar


* şu an okumakta olduğunuz kitap/kitaplar, kısaca konusuyla?

Teunis

harika bir kitap. 2008'de basılmış olmasına rağmen ben kitabı bu haftaya dek hiçbir yerde görmemiştim, geçen hafta çocuk kitaplarına bakınırken şans eseri rastlayıp da kapak resmini görünce almadan duramadım. fil teunis'in maceraları sadece çocuklar için değil, onu büyükler de okumalı. bugünlerde çantamda bu kitap var, cem'le ev dışında da (lokantada siparişimizi beklerken, bisikletten yorulmuş bankta dinlenirken), uyumadan önce de bu kitabı okuyoruz. yazarlar hollandalıymış.

The Idle Parent

bu kitabı ağustos'ta amsterdam'da görüp almış, orada başlayıp dönmeden yarılamıştım. şimdi hala elimin altında, arada açıp bir bölüm okuyorum. kısaca nasıl bahsedeyim konusundan? aylardır sol kolonda duruyor, tıklayıp daha fazla fikir edinin. idle parent yani ben :)

Raising A Son

bu kitabı arkadaşımda gördüğüm zaman "nedir bu, raising a son, raising a daughter diye iki ayrı olay mı var? kalınca bir kitabın dediği kadar cinsiyet farkı gözetilir mi çocuğu büyütürken?" diye sordum. sorumu şaşkınlıkla karşılayan arkadaşım kitabı bana ödünç verdi. başladım bakalım nasıl bir olaymış raising a son.

* son aldığınız kitaplar?

son zamanlarda çok kitap aldım. bir aralar durumu pek de parlak olmayan kütüphanelere giderek ya da arkadaşlarla değiş tokuş yaparak kitap alımını durdurmaya çalışıyordum ve bu yöntem bir süreliğine baya da iyi yürümüştü ama bugünlerde kitapçıya girip eşelenince bir şeyler almadan duramıyorum. kitapçıdan eliboş çıkılamazmış gibi gereksiz bir durumdayım. bak, karıştır, otur, biraz oku sonra çık. yapamıyorum, illa ki alıp çıkıyorum. üstelik üşenmeyip tüyap'a da gittim yine ve bu yıl da idefiks'in sanal fuarına dadandım. bir de iyi cüceler'den aldığımız çocuk kitapları var. bi dur artık yasemin. huzurlarınızda kendime idefiks'i yasakliyorum + uzunca bir süre kitapçıların vitrinine bile bakmayacağıma söz veriyorum. oturup okuma zamanı. aldığım hızda okuyup bitirmek mümkün olsa.

ama en son aldığım kitaba bakmaya doyamıyorum, iyi ki almışım. almasam beynimi kemirip duracağı için yine gidip alacaktım yani benim bu kitabı almama ihtimalim yoktu. şu anda hemen yanımda sehpa görevi görüyor o derece elimin, dirseğimin, bilgisayarımın altında yani.

1001 children's books before you grow up


ne yiyeceğiz biz?

bu köşedeki adam


hrant dink'in yazılarından bir seçki.

türkiye'de milli eğitim ideolojisi

türkiye'de milli eğitim ideolojisi ve siyasal toplumsallaşma üzerindeki etkisi. oku da kahrolma!





"vazgeçmenin de katlanmanın da gücü neredeyse aynıdır."



sevim burak'ın mektupları.

" bu dünyayı izleyenlere bir halt yok... açıkgözler için hiçbir şey yazmayacağım. dünyalarını kaybetmişler için...
kendim için yazacağım. erken bunamışlara, hayalperestlere, çok acıklılara bu dünyadan gitmek üzere hazırlık yapanlara yazacağım. yalnız aklını kaybetmişlerle bu dünyayı paylaşacağım. aşktan aklını oynatanlara, şizofrenlere, aşırı romantiklere ve aşırı sadistlere. delilere yazacağım..."

arka kapaktan




"her şeyin eskisi gibi olabileceğini düşünürüz hep. ama bu doğru değildir. hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. hiçbir şey."

* şimdiye kadar okuduğunuz kitaplar arasında en sevdiğiniz?

ilk aklıma gelen yazar ve kitapları herhangi bir sıralamaya tabii tutmadan yazıyorum, hepsine link vermek isterdim ama çok uzun süreceği için onu da yapamıyorum:

yenişehir'de bir öğle vakti başta olmak üzere sevgi soysal
nazım hikmet / şiirleri
orhan pamuk

gönülçelen - salinger
pıtırcık serisi
enid blyton gizli yediler ve afacan beşler serileri
ayşegül bale yapıyor
teunis
katherine mansfield
tezer özlü

.
.
... uzar gider.



tadzio'yu kapakta görmüşken visconti'nin aynı adlı filmini de (yaban, ilk 15'imde :) anmadan geçmeyim.

* son okuduğunuz kitaplar?

asla kimseyi öldürmedi benim babam - jean louis fournier

* bitiremediğiniz kitaplar?

başladığım kitabı mutlaka bitirmek istediğim için bazen uzun zaman oyalandığım ve doğru dürüst bir sayfa bile okumadan günler geçirdiğim olur. hangi kitapları okuyamadım? öğrenciyken kara kitap'ı okuyamamıştım ama bunun kara kitap'ın iyi bir roman olmamasıyla değil doğrudan benimle ilgisi var; kitabı ben okuyamadım, okurken ben kitaptan koptum, ben dağıldım. insanların okuyamadıkları kitaplara kolayca kötü roman damgası basmaları pek modaydı bir zamanlar, bilmiyorum belki hala da öyledir. "okuyamıyorum" de, "cin ali'den sonra ağır geldi" de; bir kerecik de kendinle ilgili bir sebep söyle ama olur mu hiç öyle, amann, sakın kendimize toz kondurmayalım da... neyse, ne diyordum? kara kitap'ın 10. yıl özel baskısı'nı almıştım bi zamanlar, büyüyünce okuyacağım.

harry potterları okumaya heveslendim, ilk kitabın yarısından fazlasını oflaya puflaya okudum, sonra da devam edemedim. aslında başlarken biliyordum böyle olacağını, ben fantastik okuyamıyorum da, izleyemiyorum da.

* elinizdekini bitirince okumayı düşündüğünüz kitap?

sherry turkle - bilime sevdalanmak / akılda kalan nesneler
yaşar kemal - binbir çiçekli bahçe

ben de yazmak isterlerse;

:: yaban'ı: önceden önerdiği kitapları not etmiş, bazılarını da almıştım. bu detaylı kitap mimi sayesinde kitaplığına dalmak, yeni önerilerini almak istiyorum :)

:: füsun'u, kitaplığını, öğrenciliğimizden beri okuduklarımızdan konuşup durduğumuz ve evine girer girmez önce yeni neler aldığını tespit etmeye vakit ayırdığım için ezbere biliyorum ama epeydir yazmadığı bloguna bu bahaneyle döner ve kitaplarını bilmeyenlere anlatır diye,

mimlemek isterim.