Wednesday, January 22, 2014
Diş Hekiminde
Cem okul bahçesinde koştururken elinde topla koşan bir arkadaşıyla çarpışmış ve öndeki iki alt dişinin uçları belli belirsiz kırılmış, kendisi söylemese ben anlamayabilirdim. O gün hemen götürüp gösterdik. Diş hekimi kırıkların çok basit ve önemsiz olduğunu, tedavisini hemen yapabileceğini söyleyince rahatladık ve daha sonra randevu almak üzere oradan ayrıldık. Aradan haftalar geçti, nihayet bu haftasonu için randevuları alabildik.
Rüya'nın ise okul ile birlikte yaptıkları diş hekimi ziyaretinden sonra eve gönderilen rapora göre iki azı dişinde çürük başlangıcı var. Kimi bünyelerde çürük daha kolay olurmuş, 10 yaşındaki Cem'de hiç çürük olmadığı için Rüya'daki erken başlangıca şaşırınca diş hekimi söyledi. Kimi insanın tükürüğü bile çürük oluşumunu hızlandırabiliyormuş.
Rüya'nın diş hekimine yapacağı ilk ziyareti kolaylaştıracağını umduğum bir kitabı almak için kitapçıya uğradım bu sabah. Daha önceden kitapçıda okumuştum, ilgiyle dinlemişti. "Dişlerime ayna ile bakacak" kısmı hala hatırında, cumartesiye kadar 4-5 defa okuruz sanırım.
Aslında kitabı okumak benim için hiç kolay olmuyor çünkü diş macunu reklamlarını bile izleyemeyecek kadar ağır bir diş hekimi fobim var. Çocuklardan sonra çok geciktirmeden kendim için de bir randevu almam gerekiyor. Bu yıl sürüncemede bıraktığım işleri ertelememek konusunda aldığım kararı en zor uygulayacağım konu bu olacak.
Sunday, January 12, 2014
Aşkolsun Kanser!
Meral Tamer, kitabında kanser tecrübesinin yanısıra, hayat öyküsüne de yer veriyor. Erken teşhisin hayat kurtardığı hikayeyi okuyunca yıllık rutin muayeneler konusunda ne kadar ihmalkar olduğum gerçeğiyle yüzleşmek durumunda kaldım ve 40'lı yaşların eşiğine gelmişken, rutin kontrollere (meme, rahim ağzı) bir an önce başlayıp düzenli olarak devam ettirmeye karar verdim. Ezbere işlerden kaçınabilmek için öncesinde araştırma, okuma işlerini halledip; mamografi nedir, her yıl yaptırılmalı mıdır, hangi yaş grupları için ne sıklıkta gereklidir, mamografiyi kimler yapabilir gibi hemen aklıma geliveren, düşündükçe çoğaltılabilecek soruların güvenilir cevaplarını bulduktan sonra tabii. Bunların yanısıra kanserin nedenleri konusundaki üstünkörü bilgimi derinleştirmeye başlamam da gerekiyor.
Kitapta, yazarın kızıyla ilişkisine değindiği bir bölümden alıntı yapmak isterdim ama girişte alıntı için yayınevinden yazılı izin almakla ilgili notu görünce vazgeçtim. Meral Tamer anneliğini ve kızından öğrendiklerini açıkyüreklilikle yazmış, o bölümleri birkaç defa dönüp okudum. Ayrıca yazarın kanser teşhisi sonrası hastalığına ve hayata yaklaşımının, herkes için özellikle de incir çekirdeğini doldurmayacak meseleler yüzünden karalar bağlamaya müsait bünyeler için son derece öğretici olduğunu düşünüyorum.
Wednesday, December 25, 2013
bu yaştan sonra
göz numaram düşmüş biraz. ilkokul 3. sınıftan beri gözlük kullanıyorum. gözlük takmak en büyük çocukluk hayallerimden biriydi. pencerenin önünde durup ellerimle çerçeve yapar dışarıya gözlük taktığımı düşleyerek bakardım. sınıfta yapılan göz taraması sonucunda gözlerimin bozuk olduğu ortaya çıkınca sevinçten havalara uçmuştum. çok dua etmiştim gözlerim inşallah bozuktur diye, kabul olan dualarımdan biridir.
ilk zamanlar bir heves gözlüğü taktıysam da, ergenlikle birlikte miyop 1.5 olana dek gözlük kullanmadım, sonra mecbur kaldım tabii. yine de bunca yıldır gözlük kullanmaktan yana pek şikayetim olmadı. üniversite yıllarından başlayarak uzunca bir süre lens de kullandım ama tembellikten kaynaklı özensiz kullanım sonucunda ağır bir göz enfeksiyonu geçirdiğimden beri gözlerim lensi pek kabul etmez oldu. kısa kısa takıp çıkarıyorum şimdi, güneş gözlüğü kullanacağım zamanlarda, sahile giderken falan. gözlerin ilerleyen yaşla birlikte lensi eskisi kadar rahat kabul etmemesi de sık yaşanan bir sorunmuş. doktor sebepleri açıkladı, aklımda eksik ya da yanlış kalmış olabilir diye çekinerek de olsa not düşeyim: kullandığım aylık lensin zamanla tıkanan gözenekleri gözün ihtiyaç duyduğu oksijeni almasını engelliyormuş, yaşla birlikte göz kurumaları artınca da göz kendini yıkayamıyor ve enfeksiyonlara açık hale geliyormuş...
ilginç olan, 9 yaşımdan bu yana 0.50'den istikrarlı şekilde 5.25'e kadar yükselen göz numaram şimdi 4.75'e gerilemiş, şaşırdım. belli bir yaştan sonra olurmuş böyle. aslında şimdiye kadar lazer de yaptırabilirmişim, neden yaptırmamışım (bilmem, hiç düşünmedim. korkudan herhalde) gerçi 50'den sonra onun da bir anlamı olmazmış. yani 20lerimde yaptırmadıysam önümdeki 10-11 sene için değer mi gibi bir sonuç mu çıkarmalıyım, tam anlayamadım.
yakın görüşte sorun yaşamaya başlayıp başlamadığımı da sordu doktor. "henüz değil" dedim, "iyi, aman başlamasın." dedi. "yakın gözlüğü takacak kadar kocamadık herhalde!" diye düşünürken "arkadaşlarınız çok geçmeden yakın gözlük kullanmaya başlarlar, siz ileri derece miyop olduğunuz için yakın gözlüğünü daha geç kullanabilirsiniz" dedi. soru cevap faslında birkaç kez "bu yaştan sonra", "40'lı yaşlar" geçti. neredeyse "ben daha 40 olmadım" diyecektim de, doktora neydi benim 39'umdan, 40'ımdan. neyse, size söyleyim o zaman, 2014'ün ortasına daha çok var, yaşımın ilk basamağı o zamana kadar 3.
Friday, April 5, 2013
alerji
* köpek
* ot, polen :: otların üzerine uzanıp yatamıyorum, gerçi nerde uzanacak ot var ki, burda olmadığı kesin. ot demişken, dergi ot çok iyi
* lilyum denilen çiçek :: bana lilyum yollamayın!
- kimse sana çiçek yollamıyor zaten yasemin, sakin ol.
- ofise çok gelirdi, sanki başka çiçek yok
* parfümler
* keskin kokulu deterjanlar :: ekolojik deterjanlarda sorun yok
* oda parfümleri :: sinema salonlarına sıkıyorlar bazen, ne gerek var?
* yumuşatıcılar :: kullanmayın, gereksiz. zaten tamamen çıkmıyormuş durulanınca. benim sorunum nefes yolları ile ilgili olsa da cilt için de kötü.
* açık havada yakılan sivrisinek kaçırıcı spiraller
* şarap :: max. 1 kadeh hakkım var, daha fazla içersem gelsin tıknefeslik
* kokulu ıslak mendiller
* arabalara asılan/takılan kokular :: anlaşıldı herhalde, bana kokularla gelmeyin. her türlü parfümünüz önce başımı ağrıtıyor sonra da nefesim tıkanıyor
* cafe creme :: sevmiyorum zaten. yakındaysam başkaları içince de dokunuyor. konserlerde içerlerdi bir ara. neyse ki açıkhava tiyatrosunda sigara vs. yasaklanmış. evet, açıkhavada da dokunuyordu bu meret.
* genel ve epidural anestezi :: fena, nefes sıkıntısı + bulantı + davul gibi şişip tanınmaz bir forma bürünme
deneyip gördüklerim, bir kısmı testte de çıkmıştı. deneyip göremediğim bir de at var testte çıkan, at alerjisi, duydunuz mu hiç?
astım ve alerjileri (aslında kronik hastalığınız her neyse onu) öğrenmeden yaşamak büyük risk. alerjik bünye insana her an, her yerde sürpriz yapabilir ama öğrenebileceğimiz kadarını öğrenmenin hayatı çok kolaylaştırdığı da bir gerçek. doğru doktoru arayıp bulmak zorundayız. peki ben buldum mu? daha değil. şimdilik konuyla ilgili zihin açıcı yazılar ve kitaplar için aşağıdaki linkleri öneririm.
Thursday, March 14, 2013
Sunday, February 17, 2013
bu çocuğun annesi yok mu?
rüya lokantada oturduğumuz masanın altına girmiş, oynuyor. biz rahatsız değiliz, gürültü yapmıyor, kimseye bir zararı yok. olmaz, yan masadakiler rahatsız. hijyen sorunu var ortada, yerde oyun oynanır mı, yerler pis. çocuk bağırtılarak çıkarılacak, elleri ne idüğü belli olmayan ıslak mendillerle ovulacak, istedikleri bu, durmadan dönüp ayıplayarak bakmalar falan. yapmıyorum.
seyir halindeki trende dolaşıyor rüya. her sırada durup insanların yüzlerine bakıyor, soru sorana cevap verip devam ediyor, yanıma geliyor, o kadar. ah, düşecek, vah düşecek. düşmez. yumuşacık halı kaplı yere düşse ne olur zaten de, düşmez. kalkmanıza gerek yok, oturun. ben kalkmıyorum, siz neden zahmet ediyorsunuz? al canım ye, bak böyle yiyeceksin. istemiyor. vermeyin, tattırmayın onları, sonra hep isteyecek, onlardan vermiyorum ben. daha 2,5 yaşında bile olmayan çocuğa, kendi yedikleri paketli abur cuburu zorla yedirmeye çalışıyorlar ama aynı çocuğun trende yürümesini istemiyorlar. neden cips almadığımı cem'e anlatabilirim ama rüya tadına bakarsa şu anda onun yeme isteğini engellemem çok zor. yapmayın bu kötülüğü bize.
- peki niye vermemizi istemiyorsunuz?
- eeee, alerjisi var.
var sayılmaz aslında yani yanakları kızarıyor öyle şeyler verildiği zaman ama kızarmasaydı da yedirmezdim, yine de bundan sonra hep alerjiyi öne süreceğim çünkü o zaman kimse tartışmıyor. aslında bunda bir kötülük yok biliyorum, küçük çocukları böyle sevmeye alışmaktan oluyor bunlar; sevmeyi, onu düşmekten koruyup, midesini neyle olursa olsun doldurmak sanmaktan. rüya gofreti, krakeri istediği halde almadığımda ya da düştüğü zaman kaldırmadığımda beni gaddar bulanlar çok oluyor. çocuklarım düştükleri zaman kimse hiiii demediği ve koşturmadığı, hep kendileri kalkmaya alıştıkları için en ufak düşüşte kurulmuş gibi ulumaya başlayan çocuklardan olmadıkları için de çok memnunum. düştükleri zaman kalkıyorlar, bu kadar basit. yürümeye ilk başladıklarında bile peşlerinden hiç koşmadım. yardım etmediğiniz zaman başta 3-4 düşüp çabucak dengeyi buluyorlar ama bastonluk yapmaya başladıysanız size kolay gelsin. düşmesinler ya da terlemesinler diye koşmayın da demem hiç. arabaların vızır vızır geçtiği bir caddeye doğru şuursuzca koşmadığı müddetçe çocuğa koşma da denmez. koşma, koşma gibi laflarla büyümeyen çocuklar pek öyle şeyler yapmıyorlar zaten, yolun kenarına gelince durup ellerini uzatıyorlar. koş, koş lola koş.
önceden de söylemişimdir, iki konuda katıyım:
1) paketli abur cubur (gofret, kraker, cips, kutu süt, meyve suyu vs) almam. ama bir fincan kahve içebilmek için rüya'nın kahvecinin kasasının orda duran küçük lolipopu uzanıp almasına göz yumdum birkaç defa. arkadaş evinde ikram edilirse cem abartmadan yer, karışmam.
2) çizgi film saatleri ve ne izleneceği bellidir. dvdleri alırken beraber seçeriz, çizgi film bizim evde tvden izlenmez, arkadaş evinde tvden izleniyorsa karışmam, izlerler.
bunlar evrensel doğrular değil. bizim tercihlerimiz. bir şey var dikkatimi çeken: ben kimseyi çocuğuna neden benim hiç yedirmediğim bu şeyleri yediriyorsun, niye çocuk ömrünü bu lüzumsuz şeyleri izleyerek geçiriyor gibi sorularla rahatsız etmiyorum, mümkünse annelerle konuşurken hiç bu konulara girmemeye çalışıyorum ama o yediriyor ve izletiyor ya, benim de yapmam lazım. düşman kesiliyor aniden. ne olur ki izlese? izlemeyecek. dandik dizileri izlemeyecek, aradaki reklamlarla vakit öldürmeyecek. istemiyorum, olamaz mı? kendisi de istemiyor zaten, dizi seyredeyim gibi bir taleple hiç gelmedi bugüne kadar cem. bildiğim kadarıyla arkadaşları da izlemiyorlar ama izleselerdi de benim için farketmezdi. arkadaşları yiyor, arkadaşları izliyor, arkadaşları giyiyor aman kendini kötü hissetmesin gibi sebeplerle normal şartlar altında yapmayı düşünmeyeceğim şeyleri hayatımıza dahil edecek değilim. ve ister inanın ister inanmayın bu yüzden herhangi bir sorun yaşanmıyor. sormayın nedenini yani beni yapmaya ikna etmek için sormayın. siz kendinizi iyi hissedin diye herkesin aynı şeyleri yapması gerekmiyor.
Wednesday, April 25, 2012
çocuk doktoru :: hülya sonugür
…
Tıbba, spora, okumaya ve yazmaya inanmıyor. Tabii ideal bir dünyada. Yoksa, konuşma boyunca bana 5-6 tane kitap önerdi.
hülya sonugür'e gitmeye rüya'ya hamileyken karar verdim. ismini uzun zamandır biliyordum, aradığım doktorun o olabileceğini de düşünüyordum ama muayenehanesi o günlerde bize pek yakın olmadığı için cem'i hiç götürmemiştim. rüya'nın doğmasını bekleyerek çok geç kalmışım çünkü hülya sonugür, rüya 1 yaşına basmadan mesleği bıraktı. ondan cem'i 7 sene boyunca götürdüğüm onca doktorun koruyucu hekimlik kapsamında hiç değinmediği çok fazla şey öğrendik. bize daha sağlıklı yaşamak için nelere dikkat edeceğimizi, hayatımızdan neleri çıkarıp atmak için artık oyalanmamamız gerektiğini, hem çocuğun hem de bizlerin sağlıklı yaşayabilmemiz için uykunun ve stres yönetiminin önemini detaylı şekilde anlattı. mesela bazı şeyleri yiyip içerken bunların size pek de hayrı dokunmayacağını bilirsiniz ama nedense bile bile onları tüketmeye devam edersiniz, bu şeyleri onunla yaptığımız görüşmeden sonra almayı kestik. muayenehaneyi kapatmasından 2 ay evvel cem bir türlü iyileşmeyen, üstelik yan etkileri de başlamış olan bir grip geçirdi. onu o zaman ilk defa rüya'yı ilk aylarından beri takip etmekte olan hülya hanım'a götürdük; hülya hanım sıfır ilaçla, cem'in beslenme şeklini değiştirerek bir haftada toparlanmasını sağladı.
kontrol için her ay doktora gitmiyoruz, bir şey sormak için de doktoru neredeyse hiç aramam ama gerektiği zaman güvenebileceğim bir doktorumuzun olmasını çok isterdim. şu anda öyle biri yok; umarım bir gün olur, ne diyeyim.
Tuesday, March 27, 2012
en tehlikeli tarım ürünleri burada
Çevre örgütü Greenpeace, yaptığı araştırma sonunda, Avrupa'daki en tehlikeli ürünler listesinde ilk 3 sıraya Türkiye’de yetişen tarım ürünlerini koydu.

Tuesday, November 15, 2011
soğukalgınlığına formül

karabiber
bal
sıcak su
fincana sıcak suyu, bir limonun suyunu, 1-2 tatlı kaşığı balı ve max. bir çay kaşığı kadar karabiberi koyup karıştırın. karabiber çok az olmasın, galiba asıl etkili olan o. ilk denememde karabiber koymadım ve iyileşmedim ama ikinciden sonra hiçbir şeyim kalmadı.
soğukalgınlığı için formülleriniz varsa siz de bana yazar mısınız?
Wednesday, October 26, 2011
rüya kendi kendine yemeyi öğreniyor
şimdi rüya katı gıdalarla beslenmenin ilk basamaklarında. cem'de yaptığım hataları yapmak istemediğim için ona doktorların 6. aydan itibaren verdikleri menüleri uygulamıyorum. bana verseler asla yemeyeceğim buharda haşlanmış karışık sebzelerden yapılmış püre, ekmek doğranmış çorba gibi şeyleri 1001 akrobasi ile yedirmeye uğraşmıyorum. rüya biz ne yiyorsak onu yiyorsa yiyor, yemiyorsa yemiyor. anne sütü 13. ayında hala oldukça önemli bir besin onun için.
evet, "süt artık yemek üstüne kahve gibi bir şey olmalı", "anne sütü bundan sonra zevk için", "yaramaz", "yetmez" diyenlere cevap vermiyorum, bu tür sözleri geçiştiriyorum. kimseye anne sütünün yararlarını anlatmak zorunda değilim, merak eden öğreniyor zaten. buraya da, konuyla ilgilenenler varsa onlara, ikinci çocukta izlediğim yolun beni ne kadar rahatlattığını söylemek için yazıyorum. cem 6. ayını bitirdiğinde, doktor tarafından elime tutuşturulan üç ana, iki ara öğünden oluşan bir menüyle kalakalmıştım. 7 aylık cem verilenleri, onun için emek emek hazırladığım organik mamaları yemek istemiyordu ve bu durum beni çok rahatsız ediyordu. mayaladığım yoğurdun tutmadığı gece uykum kaçmıştı, sabaha kadar "yarın yoğurt yerine ne yedirsem" diye dönüp durmuştum. cem henüz 8 aylıktı. 8 aylık bir bebek bir gün yoğurt yemezse yanlış ya da eksik beslenmiş olmuyor ama ben bunu bilmiyor, elimdeki menüye harfiyen uymam gerektiğini zannediyordum. bebeklerin tümünün bu menüye uyarak beslendiğini, bir tek işte benim cem'in böyle arıza çıkardığını sanıyordum. ne cahillik! ne kadar zor günlerdi.
şimdi ne yapıyoruz?
* rüya bizimle birlikte masaya oturuyor. mama sandalyesini masaya yaklaştırıyoruz. sandalyenin tepsisine ufak parçalar halinde yediklerimizden koyuyorum. o günkü yemekleri planlarken rüya'yı da hesaba katıyorum. onun da yiyebileceği şeyleri hazırlıyorum. buharda brokoli haşlıyorum mesela ama brokoliyi biz nasıl yiyorsak onun da önüne öyle koyuyorum. küçük dallar halinde veriyorum, o kendisi yiyor. havuç ve patatesi de aynı şekilde yiyebiliyor. boğaza kaçma vs. unutun bunları, kendi yiyen bebeğin böyle bir sorunu olmuyor, olursa da hemen çıkarıyor. yediği miktara takılmayın, pek fazla yemiyorlar, karnını tıka basa doldurduğunu, iyice doyduğunu düşünmeyeceksiniz ama içiniz rahat olsun çünkü bebeklerimize bizim yemelerini dilediğimiz miktar değil, bu miktar yetiyor, evet yetiyor.
* çorbaları ben içiriyorum ama rüya minicik bir kaseyi bile nadiren bitiriyor. en sevdiği çorba domatesli şehriye çorbasıydı ama domatesin mevsimi geçtiği için şimdi yerine yeni bir çorba bulmamız gerekecek. yeşil mercimekli erişteli çorbayı da seviyor.
* bebeklerin yiyeceklerle oynamalarına izin verin. bebekler yarı tadarak yarı oynayarak yiyecekleri tanıyorlar. ortalık ve kıyafetler, saç baş batıyor biraz tamam ama ilerde kendi kendilerine beslenen çocuklarımız olsun, peşlerinden koşmayalım gibi hayallerimizin gerçek olmasını istiyorsak buna izin versek iyi olur. hijyen takıntısının veya yorulmayalım, vakit harcamayalım, hemen yiyiversin gibi isteklerin uzun vadede getireceği zararları ben yaşadım. cem kendi kendine yemeye gerçekten geç başladı.
* anne sütünün değerinin söylendiği gibi 6 aydan sonra azalmadığını bilin ve bebeğiniz öğün atladığı zaman kendinizi yıpratmayın.
Tuesday, September 7, 2010
Sezaryen doğum astım riskini arttırıyor
astım krizlerinden kaçınmanın yolu, alerjenlerden uzak durmak. ilk seferde normal doğum yapabilseydim almak istemediğim epiduralin, sezaryen ameliyatı sırasında astım atağına sebep olacağını öngörememiştik çünkü önceden yaptırdığım testlerle ancak sınırlı sayıda alerjenin etkisine bakılabiliyordu. halbuki bünyeniz alerjikse, beklenmedik bir anda, hiç bilmediğiniz bir maddeye de tepki verebiliyorsunuz. burada tecrübeler önem kazanıyor, örneğin farklı bir operasyonda verilen narkoz sırasında, epiduraldekine benzer tepkileri vereceğimi anlayınca müdahale edildi ve ben doğum sırasında yaşadığım sıkıntıları yaşamaktan son anda kurtuldum.
anne alerjik bünyeli olunca çocuklarının da alerjik bünyeli olma ihtimali var, alerjinin en önemli sebebi kalıtım, özellikle anne tarafında olması durumunda çocukta çıkma ihtimali daha yüksek. normal doğum ise bu ihtimali azaltıyor çünkü bebeklerin doğum kanalından çıkarken aldıkları dost bakteriler, onların bağışıklıklarını sezaryenle doğan bebeklere göre daha güçlü hale getiriyor. konuyla ilgili alıntıyı yaptığım aşağıdaki yazı, alerji ve astım konusunda bildiğim hemen her şeyi, yazılarından ve kitaplarından öğrendiğim ahmet rasim küçükusta'ya ait. kronik hastalığınız ne kadar hafif seyrediyor olursa olsun, mutlaka bilgi sahibi olmak zorundasınız. ben maalesef gittiğim doktorlardan pek bir bilgi alamamıştım oysa sadece test ve reçetelerle astım ya da başka bir kronik hastalıkla yaşamak mümkün değil.
"...
SEZARYENİN ETKİLERİ
Sezaryenle doğan bebeklerde bağışıklık sisteminin gelişmesi ve olgunlaşmasında aksaklıklar meydana geliyor. Anne karnındayken vücudunda hiçbir mikrop bulunmayan bebeklerin mikroplarla ilk karşılaşmaları doğum sırasında gerçekleşiyor. Normal yolla doğan bebekler, annelerinin doğum kanalında bulunan mikropları alıyorlar ve bebeklerin bağırsaklarına bu mikroplar yerleşiyor. Bifidobakteri, bakteroides ve laktobasiller’den oluşan ve dost bakteriler olarak da bilinen bu mikroplar bebekte normal bağışıklığın gelişmesi için çok gereklidir. Buna karşılık sezaryen doğumlarla ameliyathanenin steril şartlarında dünyaya gelen bebekler ise ilk mikropları deri teması ile ve hastanedeki yüzeylerden alıyorlar. Bu nedenle de sezaryenle doğan bebeklerin bağırsak floralarını vücuda yararlı dost mikroplar yerine hastane mikropları oluşturuyor. Bağırsak florası bakımından olan bu farklılık aylarca, hatta bir görüşe göre 7 yaşına kadar da devam ediyor.
Thursday, November 12, 2009
ev yapımı yoğurt
Tuesday, October 20, 2009
cep tehlikesi
Monday, October 19, 2009
baz istasyonu
baz istasyonu konusunda neler yapabileceğimizi onur'un avukat abisine sordum:
"Sevgili Yasemin,
Bu konuda eger baz istasyonu bir sitenin ya da binanin catisi, bahcesi, bir dairesi vb. bir yere konuyorsa, bu sabit tesis oldugu icin kat maliklerinin oybirligi gerektirdiginden, ilgili binanin kat malikleri itiraz edip, dava acip, bunu bu noktadan kaldirabilirler. Ancak bu baz istasyonunun zararindan degil, kat mulkiyeti kanununun verdigi ozel bir yetkiden kaynaklaniyor. Oncelikle boyle bir yere dikildi ise, oranin kat maliklerinden birisi dahi ikna edilse sonuc alinir.
Maalesef bunun disinda sokaga, yola dikilenler icin yapilacak sey yasal olarak yok, ancak ilgili semt halki toplu imza ile dilekce verip, belediye, valilik, ilgili kaymakamlik ve Telekomunikasyon Kurumuna yogun bir sikayet yapip, bunun kaldirilmasini isterse, zaman zaman basarili oluyorlar. Bunun ornekleri var. Bir de medya destegi saglanirsa, basari sansi yukseliyor. Ayrica Idari dava acma yolu var, bunun buraya dikilmesini onaylayan idare kararina karsi. Ancak bu cok uzun bir yol ve sonuc almak zor.
Yasal yonden bir seyler yapmak isterseniz Istanbul’da bu isi benim gibi takip edecek avukat arkadaslarim var, irtibat kurabilirim.
...
Son mesajimdan sonra bizim Databank’ta bir inceleme yaptim. Yargitay gecen yil, bu baz istasyonlarinin eger cevreye zararlari tesbit ediliyorsa, kaldirilmasi icin acilan davalari incelemeye ve eger bu yonde bir bilirkisi raporu alinirsa, kaldirilmasina dair kararlar vermeye baslamis. Bir kismini ek’te gonderiyorum.
Sevgiler
Gozde"
teşekkürler abey.
xoxox

bu da internette rastladığım haberlerden biri:
Üsküdar, Çengelköy, Sultan Murat Mahallesinde 1038 ada, 42-43 parsel nolu taşınmaz üzerinde sessiz sedasız dikilen Makro büyüklükteki bir GSM operatörünün baz istasyonu, Tesisin kurulduğu yerin yerleşim yeri içesinde bulunması, halkın psikolojik ve sosyal sağlığını bozma tehlikesi yarattığı gerekçesiyle Üsküdar 3. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından kaldırılma kararı alındı. tık
Thursday, October 15, 2009
bu bir baz istasyonu mu?
Monday, September 7, 2009
selamiçeşme pazarı'nda organik ürünler
cem'i yuvaya bıraktıktan sonra yürüyerek dönüyorum eve bu yıl. arabadan inmediğim geçen bir yıl içinde 3-4 kilo aldım. yıllar yılı her yere uzak yakın demeden yürüdükten sonra geçen sene... ya işte neyse şimdi artık hem benzini az yakıp çevreyi daha az kirletmek, hem okul yolculuğunu daha ucuza mal etmek, hem de yürümüş olmak için bırakıyorum arabayı yuvanın yakınına, cem'i almaya giderken de yürümüş oluyorum sonra, iyi oluyor.
ordan hep duyduğum ama ilk kez bugün gördüğüm pembe domateslerden aldım, bir kilo da yeşil fasulye. bir tane armut hediye etti satıcı bana, daha bu sabah koparmış dalından. bugün organik standda hatırladığım kadarıyla incir, armut, elma, yeşil fasulye, minik patlıcanlar, turşuluk ve dolmalık biberler gördüm. bunlara ek olarak organik salça, makarna, bulaşık makinesi deterjanı, sıvı el sabunu, ekmek, nohut ve işte birkaç parça ürün daha. Tuesday, July 28, 2009
...
Yoksa neoliberalizmin son sömürge olarak gördüğü hastaların sürekli para kazandıracak biçimde “daha çok inceleme daha az tedavi” ilkesi ile sağlık sistemi içinde sürüklenmesi sürecinde yeni bir sayfa mı açılıyor?
Baktıkları her hasta, istedikleri her tahlil için hekimlere prim verilmesine, hastanın sağlık sistemi içinde kaldığı sürece hekime ve sisteme para kazandırmasına olanak sağlayan sağlık reformunun hastaları iyileştirmekten çok tahliller ve görüntülemeler adı altında oyalamasının hizmet kusurlarının artmasına yol açması kaçınılmaz görünüyor.
...









