Wednesday, May 9, 2012

masumiyet müzesi

geçen hafta, ilk çıktığında, bundan dört sene önce okuduğum ve detaylarını unuttuğum masumiyet müzesi'ni bir kez daha okudum. kitabı ilk seferki gibi elimden düşürmeden okudum hatta ikinci okumada kitabı daha çok sevmiş bile olabilirim. arkadaşımdan ödünç aldım bu kez, kendiminkini okur okumaz elden çıkarmıştım. insanın evde fazla kitap tutmayacağım diye gözü dönmeye görsün, ne yaptığını bilmiyor bazen. okunacak bunca kitap varken kitabı ikinci kez okuyabileceğime ihtimal vermemiş olmalıyım ama ikinci, üçüncü kez okunmayı hak eden romanlar insana her yaşında farklı bir okuma deneyimi sunuyorlar. hem kitabı yollamış olmasaydım içindeki biletle müzeye de girebilirdim, ne güzel. her neyse, 28 nisan'da açılan müze acaba bugünlerde çok mu kalabalıktır? ben tenha bir zamanında gezmek istiyorum, gerçi kitapta içerdeki maksimum ziyaretçi sayısının 50 ile sınırlı tutulacağını okudum. tenha derken aslında müzeyi tek başıma gezebilmeyi isterdim ben yani içerdeki tek ziyaretçi olmayı ama o kadar şanslı olabileceğimi sanmıyorum.

güzel bir roman okumayı özlemişim; bir romanın içine dalmayı, kaybolup gitmeyi. üstelik okurken kimi zaman bir elim parktaki salıncakta rüya'yı salladı, onu ev pusetinde gezdirerek uyuttu, çorbayı karıştırdı. haftasonu cem'le gittiğimiz filmin arasında bile açıp okudum; işlerden güçlerden, uykudan ve önüme gelen her şeyden arttırdığım vakitte iştahla yiyip bitirdim bu leziz kitabı. nisan ayında kitabı önerdiğim arkadaşıma "senin yerinde olmak isterdim, kitabı okumamış olmayı ve şimdi alıp okumayı" demiştim. bundan birkaç hafta sonra kitabı başka bir arkadaşımın kitaplığında görünce dayanamayıp, ilk seferki kadar sevmezsem diye biraz da çekinerek yeniden okumaya karar verdim ve masumiyet müzesi, şimdi düşününce ilk aklıma gelen (ve sayıları pek de fazla olmayan) yenişehir'de öğle vakti gibi, yeniden okuduğumda, ilk okuduğum zamanki heyecanı ve mutluluğu hissettiren romanlardan biri oldu. Söylemeden geçmeyim,  ikinci okumada, özellikle Zaman başlıklı bölümü (sf.310-319) tekrar tekrar okuyacak kadar çok sevdim ve kendime yakın buldum.

*
bu ay içinde kalabalık da olsa, tenha da, haftaiçi bir gün, rüya'yı istanbul'a gelecek olan anneannesine bırakıp ilk ziyaretimi yapacağım:



*
...
"Sen de mi uyuyamıyorsun?" diye fısıldadı babam. Karanlıkta yanımdaki şezlongda uzandığını fark etmemiştim.
"Bu ara uyuyamıyorum bazı geceler" diye fısıldadım suçlulukla.
"Merak etme geçer" dedi şefkatle. "Daha gençsin. Acılar yüzünden uykusuz kalmak için  daha çok erken, korkma. Ama benim yaşıma gelince hayatta pişman olacağın şeyler varsa sabahlara kadar yıldızları sayarak bekliyorsun. Sakın pişman olacağın bir şey yapma."
"Peki baba" diye fısıldadım. Az sonra biraz olsun acımı unutup uyuyakalacağımı anladım. Babamın o gece  giydiği pijamanın yakasını ve bende hep hüzün uyandıran tek terliğini burada sergiliyorum.
...
 sf.204

16 comments:

Banu Efe said...

Ne kadar severek okumustum, hele "zaman" bolumunu. O kitapta tasvir edilen bazi "anlar" o kadar taze ki zihnimde. Mesela yalida uyurken, disarda balikci ve oglunu dinledigi gece. Ya da nisanlisiyla bogaz'da denize girisi... Ve kitabin son cumlesinin hissettirdikleri. Bu gece tekrardan bir goz atayim bari bazi bolumlerine.
Muzeyi ben de en kisa zamanda gezmek istiyorum; umarim kitabin verdigi keyfi verir.
Sevgiler

Nihal said...

Yasemin merhaba,
Sevgi Soysal'ın Şafak ve Yürümek adlı kitapları da güzel. Yeişehir'de Bir Öğle Vakti kadar olmasa da, sanırım bu kitap 74 Orhan Kemal Roman Ödülü'nü kazanmıştı.
Eğer okumadıysan yeni bitirdiğim Ayn Rand " The Fountainhead" kitabı önermek isterim vakit bulursan. Uzun zamandır okuduğum en iyi romanlardan biriydi.

NÜKHET said...

Ahhh Yenişehirde bir öğle vakti..ne güzel kitaptır.Üniversitede yurtta kalırken oda arkadaşlarımla birlikte okumuştum ...Şimdi nasıl canım çekti.Tekrar okumakta fayda var..
Sevgiler
Nükhet

Anonymous said...

yasemin hatir kalabalik degil gittim ben. sabah erken gittim 3 kisiydik, ben cikarken kalabaliklasmisti. bas dondurucu...

polente said...

Ah Yasemin, iyi bir roman okumak ve onun içinde kaybolmak, her artırdığın fırsatı ona ayırmak. Dünyada benim için bundan daha fazla huzur veren çok çok az şey var. Ben de nasıl istedim senin yerinde olmayı, sanırım bu yazının üzerine bir tur Kara Kitap okuyacağım.

Müge said...

Dün senin bu yazını okuyunca tabii ki kitabı açıp o bölümü okudum, sonra dünden beri takıldım kaldım orada. Yaman Tilki'yi izlediniz mi?

yasemin said...

müge sen öyle dedin ya, ben de hemen gidip bir daha okudum "zaman"ı.

yok ya, izleyemedik hala. uygun koşulların bir araya gelmesini bekliyorum. ruya uyuyacak ama cem uyanik olacak, ben yorgunluktan bitmemis olucam vs. genelde bu yazdiklarimin hep tam tersi oluyor: ruya uyanik, cem uyuyor ve ben ayakta zor duruyorum seklinde. en gec yaz tatilinde izleriz :p

yasemin said...

polente ben de saf ve düşünceli romancı'ya başladım. sıraya da kar'ı koydum, onu okumamıştım. ne zaman geliyosunuz bu arada?

yasemin said...

anonymous, demek ki sabah erken gidilecek, iyi oldu yazdigin.

yasemin said...

nükhet ben de lisedeyken okumuştum. derslerde sıra altından okurdum. sonra sınıftaki bütün kızlara ve bazı erkek arkadaşlarıma (bazı çünkü bir kısmı hiç okumazdı) da okutmuştum kitabı. şimdi rafta lime lime olmuş halde duruyor. ne kadar çarpmıştı beni; kitap ayrı, sevgi soysal ayrı. bu kitabı bulma ve okuma hikayemi bir gün blogda anlatmak istiyorum aslında.

yasemin said...

nihal evet, benim için ilk sırada yenişehir'de bir öğle vakti olsa da sevgi soysal'a olan hayranlığımdan bütün kitaplarını severek okumuşumdur.

ayn rand'a karşı ise bir önyargım vardı, nerden geliyordu diye düşünüyorum. sinan çetin mi övmüştü, ne olmuştu tam hatırlayamadım şimdi. bahsettiğin kitaba bakacağım. ilginç bir kadın olduğunu okumuştum.

yasemin said...

Banu Efe, ben de hem hemen gidip gezmek istiyorum hem de henüz gitmemiş olduğum için seviniyorum, bu sürenin uzaması hoşuma gidiyor. annem istanbul'a gelince haftaiçi bir gün sabah erken gitmeye karar verdim.

ben dışardaydım, dün akşam onur müzeyle ilgili bir şeyler görmüş tvde, açılış görüntüleri, röportajlar vs. onları kaydetmiş. henüz izlemedim ama müzeye gitmeden müze görüntülerini izlemek istemiyorum.

evet, son cümle benim de içime işledi.

Anonymous said...

Orhan pamuk benim icin universitenin o guzelim gunleridir, beyogludur, nisantasidir. Yapi kredi'de en onden hatta yer olamdigi icin pencere pervazindan seyrettigim elini, gozlugunu, mimiklerini sevdigimdir. Sahi beraber miydikmo gun? Yine muhsin ertugrul'un tiyatrosunda gittigimiz soylesinin ardindan merdivenlerden hizla inerken yolunu kesip universiteye davet edip , beni reddeden biricik yazarimdir. Kizlariniz ismi ne guzel bir ruyadir. Bunlari hatirladigima bakma, kitabimokudum ilk ciktiginda ama muzeye gitmeden kesin yine okumam lazim hangi esya niye kimin gibi bos bos gezerim yoksa. Fusunun tokasi ve bisiklet kalmis bi aklimda. Tek gezmek fikri guzel. Sen ben fusun ucumuz gezmek fikri de guzel geldi bana seni okuyunca. Ruya''yi ve Cem'i operim. Sebnem.

yasemin said...

şebnem, galiba beraberdik yapı kredi'de (vardım vardım, ikimizdik ve biraz gecikmiştik, son anda yetişmiştik hatta), muhsin ertuğrul'da kesin vardım. yine hayran olmuştum senin cevval ve rahat bir şekilde gidip adamla konuşmana. o yıllarda orhan pamuk'u ne kadar sevdiğin aklımda. eskiden beyoğlu'nda kitapları sokakta satarlardı ya, hani metal şeylerde sergilerlerdi, orhan pamuk'u o sergilere bakarken görürdük bazen değil mi?
şöyle düşündüm; önce bir tur tek gezip ikinci turu üçümüz beraber yapalım, o zaman süper olur. sevgiler.

serpil said...

Kitabı tekrar okumak iyi bir fikir, dün TV de müzenin oluşum ve inşaat aşamasını anlatan bir program vardı, çok ilginçti, hayranlıkla izledim, siz de izlemişsinizdir umarım.
İlk fırsatta müzeyi de gezeceğim, sevgilerimle :)

yasemin said...

serpil, ben evde değildim ama onur o programi kaydetmiş. o da çok güzel olduğunu söylüyor ama ben müzeyi görmeden izlemeyeceğim sanırım o programı :) sevgiler.