Showing posts with label öneriler. Show all posts
Showing posts with label öneriler. Show all posts

Friday, August 8, 2014

Babam ve Ben


Bugünlerde Cem ile birlikte okuduğumuz kitap Babam ve Ben. Yeni çıkanlara bakarken bu kapağa rastlayınca hiç tereddüt etmeden aldık çünkü resimleri ve kapağı ünlü çizer/karikatürist Sempe'ye (kendisini Pıtırcık'tan hatırlayabilirsiniz) ait olan bir kitabı kaçıramazdık.

Kitap, annesi ve babası ayrı olan, Amerika'daki annesinden uzak, babasıyla Paris'te yaşayan ve annesi gibi dansçı olmak isteyen Catherine'in hayatından ve babasıyla ilişkilerinden bir kesit sunuyor. 9-10 yaşlar için uygun diyecektim, yayınevi 9-10-11 diye sınıflandırmış. Biz beğendik bu kitabı, öneriyoruz.

*
Blogda Sempe


Wednesday, August 6, 2014

Pıtırcık Tatilde



Gösterime girdiği haftasonunda izlediğimizden beri söyleyeceğim, neyse ki hala vizyonda, Pıtırcık Tatilde'yi kaçırmayın. Çocuklarınızla veya tek başınıza, hele de zamanında Pıtırcık'ı okumuş ve benim gibi çok sevmişseniz, bu renkli, retro filmi görmelisiniz. Biz Cem'le ikimiz gittik, çok beğendik.

Cem sinemaya gitmeden evvel, önceden defalarca izlediği ilk Pıtırcık filmini evde yeniden izledi. İlk filme 4 sene önce Onur'la giderken Cem'i götürmemiştik çünkü o dönem henüz anasınıfında olan Cem'in filmi baştan sona izleyebileceğinden emin olamamıştık. İlk film de çok güzeldir, izlemediyseniz dvd olarak bulunuyor.



film çıkışı kitapçıya!

*

Friday, June 13, 2014

Bütün meselen ne senin biliyor musun?

Sen acı çekmemek için kendini kandırmayı tercih ediyorsun.


Kış Uykusu(Fragman)

Bugün sürpriz şekilde, gösterime girdiği günün ikinci seansında, Kış Uykusu'na gitme fırsatı çıktı karşımıza.

Karne günü olduğu için okul yarım gündü, Cem'i okuldan almaya gitmiştik. Okul çıkışı Cem'in en yakın arkadaşları ve aileleriyle okulun karşısındaki kafede yemek yedik derken Cem arkadaşına gitmek istedi. Ta hafta başından karne günü öğleden sonra üçümüz bir şeyler yaparız diye planlamışken, Cem'in arkadaşına gidişiyle Onur'la aniden gün ortasında başbaşa kalakaldık, Rüya da okulda. Nadiren yaşadığımız bir durum. Ne yapalım diye düştüğümüz bir anlık boşluğun ardından Onur filmin bugün vizyona girdiğini hatırlatınca derhal 5 dakika mesafedeki sinema salonuna koştuk. Şansımıza seansın başlamasına çok az kalmıştı, filme girdik.

Ve bir Nuri Bilge Ceylan filmi daha böylece geride kaldı. Üzerinde konuşulacak detaylarıyla, hakkında yazılacak yazılar, belki de çıkacak kitaplarla. Aramızda durmadan evirip çevirdiğimiz meseleleri, sinema tarihimizin en iyi filmlerinden biri aracılığıyla karşımızda görmek bizi... ne desem burada... bizi? Filmin mesele edindiği noktaların asli meselelerimiz olduğuna bir kez daha ikna etti bizi. Kişisel çatışmalar, sınıfsal ve kültürel çatışmalar, düşündükçe yenilerinin farkına varılacak gülünç insani zaaflar...

Nuri Bilge Ceylan'ın önceki filmlerinde de karşımıza çıkan kaçış, yüzleşme, inkar gibi biz Türkler'e çok netameli gelen konular etrafında ördüğü yeni filmi görmek isteyen herkesin avucuna kendisiyle ve yaşadığımız ülkeyle ilgili sonsuz malzeme bırakıyor. Filmden çıktıktan sonra bu malzemeyle ne yapacağınız size kalmış. Gördüğünüz ilk çöp kutusuna atıp her şeyi unutmak, filmi izlediğiniz avmnin koridorlarında bir vitrin yolculuğuna çıkmak ya da filmin sahneleri ve repliklerini tekrar tekrar döndürerek bir müddet yaşamak, düşünmek, yüzleşmek yapılabileceklerin bazıları.

Filmi izleyip ustalıkla yaratılmış karakterlerin günlük hayatları içinde yansıttıkları zaaflarını, kaçışlarını konuşmak kolay. Yönetmenin önceki filmlerini izledikten sonra da yaptığımız gibi. Peki izlerken karakterlerde yansıyan yüzlerimizi görebilecek miyiz, yoksa içten içe gerçeği bildiğimiz halde (yoksa o kadarını bile mi bilmiyoruz?) yine acı çekmemek için milli sporumuz kendini kandırmanın/inkarın karanlık sularında yüzmeye devam mı edeceğiz? Kusurlar hep başkalarındadır ya, o yüzden.

Monday, June 9, 2014

anne beni seviyor musun?


mutfaktayız. yemek hazırlıyorum. rüya arkamda kendi kendine konuşarak oyun oynarken birden sordu:

- anne beni seviyor musun?
- seviyorum tabii, hem de çok seviyorum. sen bilmiyor musun peki, neden sordun?
- ama sevmiyorsun bazen, değil mi?
- her zaman seviyorum, sen ne yaparsan yap hep seviyorum, nasıl sevmem?
- ama ağladığım zamanlarda beni sevmiyorsun, değil mi?

DONG!

- hayır, ağladığın zamanlarda da seviyorum, ağlayacaksın tabii, ben de ağlıyorum bazen
- ama ben ağlayınca sen bana kızıyorsun

DOĞRU! 
kızıyorum bazen. 

- evet bazen kızıyorum ama kızılacak bir şey yok aslında. istediğin zaman istediğin kadar ağlayabilirsin. herkes ağlar. ben seni ağlarken de çok seviyorum. üzüldüğünü görmeye dayanamadığım için sinirleniyorum herhalde, özür dilerim. hiç kızmamam gerekirdi.

*
ağlamak iyileştirir.

geçenlerde 1 saatlik bir ağlamanın ardından rüya'nın nasıl iyileştiğine tanık oldum. olay tahminimce bir gün önce izlediği çizgi filmde korktuğu bir sahnenin etkisiyle öğle uykusundan çılgınlar gibi ağlayarak uyanmasıyla başladı. o sahnenin onu korkuttuğunu gidip tvyi kapatmasından ve sonra panikle beni arayıp bulduğunda da bana sarılarak uzun uzun ağlamasından biliyordum. günün devamında odalarda hiç bensiz kalmak istememişti, gece de uykuya biraz zor dalmıştı.

ertesi gün ağlayarak uyandığı öğle uykusundan sonra onu ne yapsam sakinleştiremedim. ilk defa başıma gelen bu durum karşısında oturup beklemekten başka çarem olmadığını görebiliyordum. hiçbir sorumun cevabı yoktu, ne yapsam onu avutamıyordum. bana yakın durmak istiyordu, o kadar. kah kucağımda, kah yatağında, avazı çıktığı kadar bağırarak, tepinerek, hıçkırarak tamı tamına 1 saat gözyaşı döktü. 1 saat sonra sakinleşti ve cem'in okuldan döndüğünü görünce neşeyle, şarkılar söyleyerek oynamaya başladı. tabii kriz esnasında evden çıkmayı başarıp cem'i okuldan almaya da gidememiştik. rüya ağlarken cem'in okuldan eve takım arkadaşı ve onun babasıyla birlikte gelmesini ayarlamak zorunda kalmıştım.

o gün durumun sıradan bir kriz olmadığını farkettiğim için sürenin çoğunda sessizce yanında durmayı seçtim. ağladığı için kızdığım günlerden biri değildi yani. ağlamanın rahatlatıcı etkisi üzerine epey okumuştum, eh bilgiyi kullanmanın zamanı gelmişti ama bunlar benim için geçmek bilmeyen, çok zor dakikalardı.

peki rüya neden onu ağlarken sevmediğimi düşünmüştü? çünkü gündelik hayatta bir şeyi istediği gibi yaptırmak için ağladığı zaman sinirleniyorum. paltosunun fermuarını bana çektirmek, ayakkabısını benim giydirmemi istemek, beni 40 kere odasına çağırdığı için artık gitmeyi reddetmem, yarım saat içinde 7 kere çorap ve kıyafet değiştirmek gibi sebepler söz konusu olunca ağladığında kızdığım doğru. halbuki kızmak kısa, kızmadan sakinleşmesini beklemek ise uzun, meşakkatli yol, benim de oradan gitmem lazım -tüm isteklerini onun istediği şekilde yerine getirmek değil bu- keşke her zaman o yoldan gidecek gücü bulabilsem kendimde, hiç kızmasam ama bu mümkün değil benim için, biliyorum.

*

Ağlayan insan engellenmemeli. Ağlamanın bebekler, küçük çocuklar, dahası hepimiz için müdahale edilmeden, dikkati başka yerlere çekmeye ve ağlayanı susturmaya çalışmadan özgürce gerçekleştirilmesi gereken bir eylem olduğunu nereden öğrendim?



Bu gece dönüp altını çizdiğim satırları yeniden okudum. 


İki yaş altı bebeği olanlar için yazarın diğer kitabını öneririm.



Bilinçli Bebek :: Aletha Solther

Bu kitapları okuduktan sonra ağlayan birine artık ağlamasın diye "bunda ağlayacak bir şey yok", "çok daha kötüsü olabilirdi" türü sözler söylemenin doğru olmadığını, kendini daha iyi hissedene kadar ağlamasına karışmadan onun yanında olmanın önemini anlıyorsunuz. 

Friday, February 21, 2014

Saftirik


Onur Sabit Fikir Dergisi'nin son sayısını karıştırırken rastlayınca bana da söyledi:

- Gördün mü küçük İskender Saftirik ile ilgili yazmış?

Şaşırdım ama o sırada başka bir şeyle meşguldüm, bakamadım sonra da unuttum gitti. Birkaç gün geçtikten sonra bu sabah arkadaşım da küçük İskender'in, Saftirik kitaplarının çocukların yazma ve günlük tutma alışkanlıkları geliştiren yönünü vurguladığını, Cem'in yazma ve resimli günlük gibi meraklarının bu kitaplardan da etkilenmiş olabileceğini söyleyince yazıyı bulup okudum.

Yazıyı okuduktan sonra Saftirik serisini pek incelemeden, belki de sadece çok popüler oldukları için  hafife alma tuzağına düşmüş olduğumu farkettim. Şimdi Cem okuduktan sonra tepedeki dolaba Rüya için sakladığım kitapları indirip ben de okuyacağım birkaçını.

*
"Hem görsel eğitim hem de okuma alışkanlığı açısından çok değerli olan Saftirik serisinin belki de en önemli özelliği, günlük tarzında olması nedeniyle çocukları günlük tutmaya, yani yazmaya da yöneltmesi.
...

Sezdirmeden siz de okuyun


Yazar ve illüstratör Jeff Kinney’in kaleminden çıkan böyle bir karakter var: Greg. Namıdiğer Saftirik Greg. Greg’in günlük tutmaya başlamasıyla bizim de şahit olduğumuz, hem arkadaş çevresiyle, hem ailesiyle hem de kendisiyle yaşadığı maceralara baktığımızda yukarıda saymaya çalıştığım karamsar tablo kayboluyor ve çocukluk/gençlik/yetişkinlik ilişkileri olağanüstü keyif veren bir seyir izliyor. Özellikle birey olma meselesi, bağımsızlık ama bağımlılık şartı, hayal gücünün enginliği kitapta özenle basite indirgenmiş bir dille, illüstrasyonlarla da renklendirilerek kahkahalarla okunabilecek, bir solukta bitirilebilecek metinlere devriliyor. Üstelik Saftirik’in yaşadıkları tek kitap da değil, tam bir seri.

Özellikle tatil dönemine denk gelen zamanlarda ilköğretim öğrencileri için kaçırılmaz tatta kitaplar. Yakın çevremdeki insanların çocukları Saftirik hayranı. Hem görsel eğitim hem de okuma alışkanlığı açısından çok değerli olan bu serinin belki de en önemli özelliği günlük tarzında olması nedeniyle çocukları günlük tutmaya, yani yazmaya da yöneltmesi.

Saftirik Greg’i çocuklarla tanıştırdıktan sonra, sezdirmeden siz de okuyun: Gerçekten eğleneceksiniz."

tamamı için tık

Tuesday, February 18, 2014

Çocuklar için Kitap Okumaya Giriş Önerileri

Kuzenim 8 yaşındaki oğlu Can için kitap tavsiyesi istemişti, birkaç gündür ona önerebileceğim kitapları düşünüyorum. Kitapların linklerini e-posta ile gönderirim demiştim ama sonra buraya detaylı olarak yazmaya karar verdim.

Kuzenim hem Can'la birlikte okuyabilecekleri, hem de onun kendi kendine okuyabileceği kitapları sorduğu için önerilerimi iki gruba ayırıyorum. Bu postta Can'ın kendi kendisine severek ve sıkılmadan okuyacağını umduğum kitaplar var.

İlk gruptaki kitapları seçerken Cem'in okumaya başladığı günlerde en sevdiği kitapları hatırlamaya çalıştım. Cem bence kendi kendine okumanın zevkini, yaşıtı pek çok çocuk gibi ilk olarak Saftirik ve Felaket Henry dizilerini okuyarak aldı. Saftirik kitapları yanılmıyorsam tam Cem'in okumayı öğrendiği yaz Türkçe olarak yayımlanmaya başlamıştı. Cem kendi kendine okumayı öğrendiğinde almamı istediği ilk kitap Saftirik olmuştu. Bu nedenle benim de ilk önerim şu an 8. kitabı çıkmış bulunan Saftirik serisi olacak.




Cem Saftirikleri çok eğlenerek soluksuz okuyunca devamında ona benzeyen serileri okumaya devam etti. En son 5. kitabı Türkçe olarak yayımlanan Kocakafa Nate de onun gibi popüler serilerden biri. Çocuklar birdenbire bizim iyi olduğunu düşündüğümüz kitapları okumaya başlamıyorlar, o yüzden okumaya başladıkları yıllarda arkadaşlarından duyup istedikleri çocuklar arasında sevilen kitaplara öncelik vermekte yarar var. Önce okumanın zevkini alacaklar, sonra yavaş yavaş kitaplardaki resimler azalacak, yazılar artacak.

Çocukların okumayı sevmesindeki önemli etkenlerden birinin de kendi seçtikleri kitapları (siz o kitapları beğenmeseniz bile) okuyabilmeleri olduğuna inanıyorum. Cem'in okuyacağı kitapları ben seçiyor olsaydım Saftirikleri almayı hiç düşünmeyebilirdim, içeriklerini bildiğimden değil, ama ilk bakışta onları belki fazla hafif bulurdum ya da gereksizce komik olmaya çalıştıklarını düşünürdüm vs.

İrfan Sayar'ın Zihni Sinir serisi çok ilginç, eğlenceli ve komik detaylarla dolu. Şiddetle tavsiye ederiz.

Babası çizgiromanlara çok düşkün olduğu ve ayda en az 5-6 çizgiroman alıp okuduğu için olabilir, Cem de başından beri çizgiromana çok düşkün bir çocuk oldu. Bu durumda evde çocuklara yönelik epey miktarda çizgiroman da var. Seçtiği kitaba karışmama prensibimi bu gruptaki bir seri için bozmuştum: Zeytin ve Limon kitapları. Cem ne kadar ısrar etmiş olursa olsun çizerinden ve hoşlanmadığım basit içeriklerinden ötürü Zeytin Ve Limon kitabı almadım hiç ancak Cem bu kitapların hemen hepsini bir şekilde okudu. Ona çok istiyorsa bir yerlerden bulup okuyabileceğini ama bu kitaplar için para harcamak istemediğimi söylemiştim. O da arkadaşlarından ödünç alarak, uzun kitapçı ziyaretlerimizin her birinde birer ikişer okuyarak hatta neden orada olduğuna hiç anlam veremesem de okul kitaplığından ödünç alarak neredeyse tüm seriyi yiyip bitirdi. Okuyacak çocuğa dağlar dayanmıyor görüldüğü gibi, bir yolunu bulup hepsini okuyor işte :) Şu anda albenisini yitirmiş olsa da, Cem ve arkadaşları için bu serinin 1. ve 2. sınıftayken çok popüler olduğunu biliyorum. Oyun için bir araya geldikleri ev buluşmalarında bile beraber veya ayrı ayrı oturup bu kitapları okuduklarını hatırlıyorum. Ben sevmesem ve önermesem de çocukların severek okuduğu bir seri olduğu gerçeğini göz ardı edemem.


Zeytin ve Limon'u bir yana bırakırsak, çizgiromanları çocukların kitaplığından eksik etmemek gerektiğine inanıyorum. Çoğu yetişkin çizgiromanları kitaptan saymıyor. Cem'in elinde çizgiroman gördükçe bunların çocuklarda hayalgücünü öldürdüğünü söyleyene de çok rastladık ama bana sorarsanız size tam tersini düşündüğümü söylerim. Leonard Cohen I'm Your Man belgeselinde (yoksa bir röportalında mıydı?) çocukluğunun çizgiroman okuyarak geçtiğini söylüyor. Çizgiromanlar Cohen'in yaratıcılığını pek öldürmüşe benzemiyor, ne dersiniz?

Cem'in çizgiroman dünyasına ilk girdiği dönemde en sıkı takip ettikleri: Tenten, Asteriks, RedKit, Jo-Zette ve Jocko'nun Maceraları, Marsupilami.





Yapı Kredi Yayınları'nın Galatasaray'daki mağazasına gidin ve bırakın çocuğunuz birkaç çizgiroman seçsin kendine, o arada siz de kendiniz için kitaplara göz gezdirin. Yayınevinin kitapları kendi mağazasında indirimli olarak satılıyor.



















Yapı Kredi Yayınları'na girmişken kapağını gördüğüm anda vurulduğum, Cem'in de sık sık dönüp okuduğu Vincent'ı önermeden geçmeyim. Bu kitabı birlikte okuyacağınız kitaplar grubuna da dahil edebiliriz.


Cem'in çok sevdiği bir başka dizi de Bill Watterson'un Calvin ve Hobbsları. Şu anda bazılarını bulmanız zor olabilir ama iki tanesi İdefix'de satışta görünüyor. Bunları mutlaka edinin. Biz eksikleri internetteki sahaf sitelerinden bulup tamamlamıştık. Bu kitaplar Cem'in kitaplığında hep duruyor, ara ara dönüp okuduğu kitaplar arasındalar.















Kendi seçtiği kitapla bir köşeye çekilip o kitabı bitirene kadar sıkılmadan, güzel vakit geçirmeyi bilmeyen yetişkinler hiç bunun sebebi üzerine düşündüler mi? Feci resimli didaktik kitaplar, kötü çevrilmiş çocuk klasikleri, henüz alışkın olmadığı uzunluktaki resimsiz romanları ödev olarak verildiği için veya büyükleri okumasını istiyor diye bitirmeye çalışmak, okuldan ceza niyetine verilmiş kitaplar gibi bir sürü sebebi olabilir... Kitapları titizlikle seçmek lazım, yoksa çocukları ömür boyu okumaktan soğutabiliriz. Okumanın önemi ve erdemleri üzerine kafa şişirmenin hiç faydası yok, bu noktada kendinizi tutun ve susun. Birlikte kitapçıları gezin, kitabı kendilerinin seçmelerini ve merak ettikleri kitabı okumaya başlamalarını teşvik edin. Çizgiromanların, bir kitapla başbaşa vakit geçirmenin aslında zevkli bir şey olduğunu hissettiren gücünü yabana atmayın.

Bu liste Cem'in sevdiklerinden hareketle oluşturulduğu için daha çok erkek çocuklara yönelik bir liste olabilir. Kızlar için ekleyebileceğiniz farklı kitap önerileriniz varsa yazarsanız çok sevinirim, ilerde Rüya için de faydalanırız.

Çocuklarla büyüklerin birlikte okuyabilecekleri kitaplarla ilgili önerileri de bir sonraki postta yazacağım.

*

Monday, January 27, 2014

Dizi Önerisi :: Masters of Sex


Son 20 yıla baktığımızda izlediğim dizi sayısı 7.
Son 7 yılda 2. Bir önceki dizi Lost'tu (4. sezonun ilk bölümlerine kadar) ve en sonuncusu da Masters of Sex. Dün gece 1. sezonu bitirdik, iyi dizi. Devamını bekliyoruz.

İzlediğim diziler
Kara Melek
İkinci Bahar
Ally Mc Beal
Aliye
Bıçak Sırtı
Lost
Masters of Sex

İzlemeyeceğimi bildiği için ilk tavsiyesinin ardından her görüşmemizde ve telefon konuşmamızda "izlediniz mi?" diye sorarak
"çok ısrar ediyor, bir bakalım" dedirten arkadaşımıza teşekkür eder, ilginç tavsiyelerinin devamını dileriz.



Saturday, December 21, 2013

hayata bir de onun gözünden bak


Güzel, hem de çok güzel bir kitap var: Miguel. Okudunuz mu?
Kapağından belliydi. Metne ayrı, resimlere ayrı hayran oldum.

Çocuklarla her gece bir bölüm okuyoruz. Rüya için erken, zaten arada bir kalkıp gidiyor sonra tekrar geliyor. Zamanı gelince ona tekrar okunacak, belki kendisi okur. Cem (genç çizerlerimizden) kitabın resimlerini çok seviyor. Okumadıysanız, siz de hemen bugün alıp okuyun. Hediye mevsiminde her yaş için iyi bir hediye de olur.


Her gün dışarı çıkan bir çocuk vardı 
Ve baktığı ilk şeyde  
Dönüşüverdi o nesneye

WALT WHITMAN

*
İspanyol illüstratör Javier Zabala 

Wednesday, November 13, 2013

bu hafta

bu filmi gördüm. film kafamda dönmeye devam ediyor. ah mine'l-aşk.



başka sinema'yı duydunuz değil mi? beyoğlu sineması'nın fuayesi bugünlerde başka sinema sayesinde festivallerdeki gibi kalabalık. bu da bir nevi festival. bu ay hayatboyu ön gösterimine ve adele'e (mavi en sıcak renktir) gittim. bir de frances ha'ya gitmek istiyorum, umarım devam eder. aralık ayı programı da gayet sevindirici. takip edin, kaçırmayın. anadolu yakasında iki sinemada ve ankara'da da var.

... İstanbul’da üç, Ankara’da bir salon olarak faaliyete giren oluşum, her şeyden önce festivallerde hıncahınç dolan fakat piyasa gösterimlerinde nedense ışıltısı sönen ilginç küçük filmlerin, farklı hikayelerin, dev yapımlarla yarışamayacak yapımların pırıltısının yaşamasını sağlayacak... fatih özgüven/asgari seyirci mutluluğu...


bu kitabı hayal ettiğim gibi bir oturuşta olmasa da okudum ve yazarın yeni kitabını beklemeye başladım. yalçın tosun'un öykülerindeki tekinsiz havayı seviyorum.



kapağından etkilenerek aldığım büyükler ölünce toprağa gömülür'ün sonuna geldim. kapağının vaadettiği kadar iyi bir kitap. '60larda eskişehir'de yaşayan cem yaşlarında bir çocuğun gözünden aile ve hayat. kimileri çocukluğa özenir; ne güzel, dertsiz tasasız bir dönem der, öyle mi gerçekten? ben hiç özlemem hatta çocukluğumu hatırlamak bile istemem. çocuk olmak kolay bir şey değil.



arkadaşımın gönderdiği link sayesinde çok güzel bir blog keşfettim: okuyan kadınlar.


Monday, November 4, 2013

keşke bir öpüp koklasaydım :: geride kalan aileler 12 eylül'ü anlatıyor


kitabın "çocuklar" başlıklı ilk bölümünde 12 eylül darbesi nedeniyle aileleri parçalanan, anne babalarından uzak büyüyen çocukların hikayeleri yer alıyor. bugün bu çocukların çoğuyla aynı yaşlardayım. o korku döneminden hatırladıklarım: o sene okula başladığım, televizyonda, evlerde, her yerde kenan evren. sadece konuşulanları duyuyorum, bir anlam veremiyorum, neyi kime söylememem gerektiğini bilmiyorum ama yine de sıkı sıkı tembihleniyorum "hayır dediğimizi kimseye söyleme sakın. bu konularda konuşmak yok."

babası gözaltına alındığında 5 yaşında olan 1975 doğumlu deniz erdem'in anlattıklarından:

"...
Seni besleyen tek şey bu hayatta: sevgi ve yaşama tutunmak, bir de güven duygusu ve adalet hissi. Bence insanı ayakta tutan en önemli şeylerden biri adalet kavramı, değeri ama bu değerden yoksunuz. 12 Eylül sürecinin en büyük sorunlarından biri zaten bu, o haksızlığa uğramışlığın bir şekilde çözülebilmesi için senin adaletle yüzleşmen ve adil süreçle karşılaşman lazım, hakkının teslim edilmesi gerekiyor ama bu hak teslim edilmek yerine yok sayılıyor ve sen sanki bunları yaşamamışsın, dünya ya da Türkiye bunları yaşamamış gibi bunlar hasıraltı ediliyor.

Dolayısıyla bireysel bir yolculuğa dönüştü sonrası, kendini var etme, ayakta kalma yoluna. Bunun için de eski değerleri yıkıp kendi değerlerimi, kim olduğumu yeniden yaratma süreci başladı. Gerçeği bulmak dediğim şey o. Ben o gerçekle bağlantımın kopması hikayesine çok önem veriyorum. Çünkü insanın, sonradan öğrendiğim en temel şey, kendiyle bağlantısının yolu, o hakikatten geçiyor. Kendi içinde hakikati, hakikat dediğim şey ise kişinin sadece hissettiği, o anda olan şey neyse onu hissedebilmek. Onun yerine bir şey koymadan yaşayabilmek ama ben hayatta kalma yolu olarak sahte bir kimlik yarattığım için bunu yıkmam ve gerçek acıyla, içerde olup bitenle yüzleşip bunu ifade etmem gerekti. Bu da bayağı uzun zamanımı aldı.

(...)

Bir de toplumsal olarak, Türkiye olarak bu toprakların temizlenmesi için sadece bu dava değil, Maraş, Diyarbakır Cezaevi'nde yaşananlarla, birçok tarihi, 6-7 Eylül'ü de katabiliriz bunun içine, yüzleşilmesi gerekiyor. Bunlarla yüzleşilmeden, insanların yaraları iyileşmeden ileriye adım atılamayacak. Çünkü bunlar devrediliyor. Hala biz, Ermenilere yapılan soykırım mıydı, değil miydi konuşmaları yapıyoruz. Bir tanesi de dönüp ne oldu yani, ne yaşandı ve bunun için ne yapılabilir, bu süreç için başka türlü katkıda nasıl bulunulabilir diye bakmıyor. Hala soykırım mı değil mi tartışması yaşıyoruz. Bu devam edecek kabul edilmediği sürece. Birilerinin acılarına dönüp bakmadığımız sürece. Ancak süreci benim gibi yaşamamış birine, o dönem farklı politik görüşü olan insanların çocuklarının acısına da dokunduğumda iyi bir şeyle sonuçlanacak. Çünkü o zaman sistemli bir şekilde aynı şeye maruz kaldığımızı göreceğiz aslında. İnsanlığımızla bir araya geleceğiz. Bu topraklar o zaman toplumsal travmalarından özgürleşecek."

sf. 95, sf.102

*
Tüyap İstanbul Kitap Fuarı'nda:


Wednesday, October 30, 2013

pasaklı ve diğer yaramazlar


pasaklı ve diğer yaramazlar, rüya ile son günlerde sıkça okuduğumuz komik bir kitap. pasaklı, benekli ve çomar adlarındaki üç yaramaz köpekten üç farklı macera. rüya en çok sonuncu hikayeyi seviyor, temizlik hastası şükufe teyze'nin pasaklı'yı temizleyeceğim derken dünyanın en pasaklı kadını haline gelişinin hikayesini.

biliyorsunuz rüya'nın yaşındaki çocuklar (grubu biraz genişleterek söyleyeyim, 3-4-5 yaşlarındakiler) aynı kitabı defalarca dinlemeyi seviyorlar. ben de burada sadece tekrar tekrar okumaktan bıkmadığım kitaplara yer veriyorum. evde okumaktan fenalık gelen kitapları sonra yeniden ortaya çıkarmak üzere bir süreliğine göz önünden kaldırıyorum, bu kitap hep kitaplıkta duranlardan biri. siz de 3-6 yaş arasındaki çocuklarınızla severek okursunuz diye tahmin ediyorum. yayınevinin ilk okuma kitaplarım serisinden çıkan kitap, okumaya yeni başlayanlar için de kısa cümleleriyle uygun bir seçim.

Thursday, October 24, 2013

esrarengiz komşu

Böyle komşuyu kim istemez! Ödüllü gazeteci Silke Lambeck'ten çocuklar için unutulmaz iki kitap! 

bu kitabı bundan iki sene evvel kapağını ve arka kapak yazısını beğenerek aldım ama kitap o zamandan bayram tatiline kadar kitaplıkta okunmayı bekledi. doğrusu cem'in okunacaklar listesine girebilmesi için arada sırada gidip gelip hatırlatmalar yapmama rağmen (bu tür girişimlerimin bugüne kadar cem'in kararlarında pek bir etkisi olduğunu görmedim gerçi) epey uzun bir süre geçti.

cem sonunda bu kitabı okuyacağını duyurduğunda sevinçle karışık bir heyecan duydum, acaba kitabı beğenecek miydi? bu, benim onun için seçtiğim kitapların itibarı açısından önemli bir andı. eğer kitabı beğenirse, onun için seçtiğim/seçeceğim diğer kitapların okunma şansı da yükselebilirdi ve zamanında okuyup çok sevdiğim kitapları cem'in okumasını çok istediğimden bu benim için de önemli bir andı.

cem kitapla odasına kapandıktan epey bir süre sonra çıkıp yanıma geldiğinde büyük bir merakla kitabı nasıl bulduğunu sordum. "çok güzel" cevabını alınca sevindim ve kitabın devamının da olduğunu, isterse bunu bitirdikten sonra onu da alabileceğimizi söyledim. cem şimdi ikinci kitabı bitirmek üzere olduğuna göre 8-11 yaş aralığındaki çocuklara esrarengiz komşu kitaplarını gönül rahatlığıyla önerebiliriz.

Gri Banliyö'de neler oluyor? Dondurmacı nereye kayboldu? Esrarengiz Komşu'nun ikinci kitabı daha da heyecanlı!
   TIK

*

dün cem'in başucuna aziz nesin'in şimdiki çocuklar harika kitabını koydum. umarım elindekini bitirince ona başlar. ben ilk olarak cem'den bir veya iki yaş büyükken okumuştum bu kitabı. birkaç sene önce de ikinci kez okudum. iki seferde de okurken aynı yerlerde gözlerimden yaşlar geldi. okumadıysanız mutlaka okuyun, daha da güzeli çocuklarınızla birlikte okuyun ve ağlanacak hallerimize birlikte gülün.

*
2 gün sonra
cem esrarengiz komşu dönüyor'u bitirdi ve şimdiki çocuklar harika'ya başlamadı. onun yerine, o yanımda yokken seçmiş olduğum ve okunmayı bekleyen başka bir kitaba başladı: dünya şampiyonu! kapak resminden tanıdıysanız çizimler çıtır çıtır felsefe'den jacques azam'a ait. cem bu kitabı da öyle çok sevdi ki biraz daha okuyacağım diye diye yine gecikerek uyudu. en azından şunun için sevinebilirim artık: cem onun için seçtiğim kitaplara eskisinden daha çok ilgi göstermeye başladı.


*

Wednesday, October 23, 2013

bu film sinemada izlenir :: gözümün nuru


bu hafta istanbul'da anadolu ve avrupa yakalarında, ankara'da ve gaziantep'te gösterime giren bu ödüllü* ilk filmi kaçırmayın.


ödüller
* altın koza en iyi film
* altın koza siyad en iyi film
* altın koza en iyi kurgu
* altın koza en iyi senaryo

*
film hakkında

Wednesday, October 2, 2013

günah keçisi


... Yaptıklarımızın tüm sorumluluğunu üstlenmeye çok da yaklaşmış görünmüyoruz ve her zaman suçlanacak biri, bir günah keçisi bulabiliyoruz. (...) Her zaman diliminde bir günah keçisi bulunuşuna dair akla uygun bir açıklama mevcuttur. Oysa içten içe her birimiz, bütün sorumluluğu yüklediğimiz günah keçisinin masum olduğunu biliriz. (arka kapaktan)

*

Thursday, September 12, 2013

Saturday, August 10, 2013

yanlışlıkla dünyanın öbür ucuna uçan çocuk


cem'in elinde şu an bu kitap var, sonlarına yaklaşmış. başladığından beri de "bu kitabı bence sen de okumalısın" diyor. sanırım kitaptaki çocuğun anne babasıyla bizim aramızda benzerlikler gördü ya da tam tersi. kitabı ismi ve kapak resminden dolayı seçmiş. resimler oliver jeffers.

o gün bir rüya'ya, bir de cem'e kitap almıştık. rüya'ya aldığımız kitap oliver jeffers'ın stuck'tı. cem'in seçtiği kitabın ise kapak ve iç resimleri oliver jeffers'a aitmiş, evde bunu farkedince tesadüfe şaşırdık.

bu arada cem kitabını "çok iyi gidiyor" diyerek okurken iyi kitap dergisinde gördüğüm bir ilan sayesinde, yazarın epey bir zaman önce edindiğim iki kitabının daha bulunduğunu farkettim. nuh arpasuyu evden kaçıyor adlı kitabı, oliver jeffers'a ait olduğunu bugüne kadar farketmediğim kapağını beğendiğim için alıp cem'in kitaplığına koymuştum ancak cem 2 sene boyunca kitaba hiç ilgi göstermemişti. diğeri ise çizgili pijamalı çocuk, filmi de vardı sanırım. onu mahalle muhtarlığının kitaplığından takas usulü almıştım. cem onu da henüz okumamıştı. bugüne dek hiç ilgi görmeyen bu iki kitap şimdi yakın zamanda okunacaklar sırasına girdikleri için mutluyum.

bu kitabı, cem'in tatil boyunca okudukları arasında en beğendiklerinden biri olduğu için tatil günlerinde okusunlar diye yaşıtlarına (9-10-11 yaş) önermek isteriz.

Normallik takıntısı olan bir anne baba ve uçabilen bir çocuk... 
O zaman John Boyne anlatsın nedir bu normal?
*
iyi kitap
*

*
stuck - oliver jeffers

Tuesday, August 6, 2013

çakma anne



tam yatmaya hazırlanırken baktığım e-postalar içinde bir link. beni mi anlatıyor aceba konu başlığı ile polente tarafından gönderilmiş. çakma anne ibaresini görünce cevabım hazırdı: yok canım sen çakma anne değilsin, bildiğin standart, gerçek annesin işte, 7/24 cinsinden üstelik ama sonra linki tıkladım ve yeni çıkan kitabı gördüm, arka kapağı okuyunca evet dedim, sen çakma annesin ve ben de öyleyim, oleyy literatüre geçtik, artık bir adımız da var.

*


"Çocuklarım günün sonunda hâlâ hayatta iseler, görevimi yerine getirmişim demektir." 
-Roseanne-

Hepsi kendince birer Çakma Anne (örnekse hepsinin çocuğuyla evcilik oynarken kendini camdan atmak istemişliği var) ve hepsi komik (örnekse içlerinden biri Conan O'Brien'ın metin yazarı) dört kadın bir araya gelip bu modern zamanlar ebeveynlik rehberini ortaya çıkardı. Kitapta her annenin bir gün tadacağı kaçınılmaz kriz anlarını sıralayıp, mümkün olan en az emekle bunların üstesinden gelmenin, yarım yamalak iş çıkartıp bunu kimseye farkettirmemenin püf noktalarını paylaşıyorlar. İşte bir kaç örnek:
- Her Hafta Sonu Saat 9'a Kadar Yatakta Kalmanın Yolları,
- On Saniye Kuralı: Yere Düşen Emzik,
- Spor Yapan Annelerle Başa Çıkmanın Yolları,
- Pazarda/Markette/Alışverişte Sinir Krizleri!

Evet, bu kadınlar sizi anlıyorlar. Küçük diktatörlerinizi tanıyorlar. Ve size yardım edebilirler. 

Not: Yanında yedek emzik taşıyanlardansanız, bu kitap size göre değil. Kusura bakmayın, öyle.

"Suç teşkil edecek kadar komik." 
-Time-


*

yasemin: şu ani patlamalarım olmasa, iyi bir anne olurdum değil mi, ne güzel?
cem: e sen zaten iyi annesin
yasemin: aaa gerçekten mi? ama ani çıkışlar, yükselen sesim?
cem: sebebi var
y: ne kadar anlayışlısın, sağol, böyle düşünmene sevindim çok.
onur: annen mükemmel anne olmaya çalışıyor cem, değil mi?
yasemin: hiç de değil, ben mükemmel anne olmaya çalışmam bir kere. "bana sağcılar adam öldürüyor dedirtemezsiniz." gibi olacak ama "bana mükemmelliyetçiyim dedirtemezsiniz", değilim çünkü, ben o kadar aptal olamam. (yoksa, yoksa?)

* 

ertesi gün :: dost acı söyler, iyi de eder.

yasemin: cem'le aramızda geçen bu konuşma üzerine onur bana mükemmel olmaya çalışıyorsun dedi ama öyle bir şey yok. mükemmeliyetçi tipler komik görünmezler mi, öyle değilim zaten... bla bla... vs vs..., değil mi ama?
şadan: senin kriterlerin mükemmel olmaya çalışan annelerden farklı ama klasik anlamda olmasa da sende de var bir şeyler...
yasemin: olamaz, yoksa, bi dakka... evet, yaa bazı konularda katıyım ve koyduğum standartları tutturamadığımda dünyayı kendime dar ediyorum, değil mi?
şadan: evet
y: belliydi zaten, mükemmeliyetçilerle bu kadar dalga geçmemden belliydi, ühüüü

*

gülin: cem nasıl geçiriyor tatili, ne yapıyor evde?
yasemin: cem zaten ev insanı, yengeç burçları böyle olurmuş, hiç sıkılmıyor dışarı çıksak bile hemen eve dönelim der, arkadaşlarıyla değil ama bizimle dışarlarda takılmaktan sıkılır bir süre sonra. lego, günde 2*45 dk ipad, kitap, ödev, çizim, rüya'yla oyun, satranç, çizgi film, arkadaş buluşmaları, basket, sinema derken geçiyor günler. 
gülin: sen oyun oynuyor musun peki hiç onunla?
y: eöööeeeee yok hayır... pek oynamıyorum aslında, film seyrediyoruz biz beraber

*

yasemin: ben aslında hep rüya'yla oyun oynamayı istiyorum, aklımdan geçiriyorum ama evdeki işlerden hiç vakit kalmıyor ki oynamaya. vakit kalmıyor.
onur: yok, o senin kendini kandırman. vakit ayırmıyorsun çocuklarla oyuna. hep ilgilisin çocuklarla ama oyuna gelince orda hiç olmadın sen. ben cem'le çok oyunlar oynardım ama şimdi ben de rüya'yla pek oynamıyorum çünkü o cem'le zamanında oynadığımız oyunları pek sevmiyor. sen oyun insanı değilsin.
y: değil miyim?
o: yok, değilsin, hiç olmadın ki...
y: evet, biliyorum. çok kötü yaaa, keşke olsaydım. olmaya çalışacağım.
o: yas, o zor biraz. o kadar da kötü bir şey değil zaten. sen hep idle parent olmaya çalıştın ama o da değilsin tam, çünkü her zaman onlarla ilgilisin, ilgin çocuklar ayaktayken hep onlarda, uzaktan uzaktan da olsa. hiç yatıp da bir şey okuyum demiyorsun.
y: demiyor muyum, diyemiyor muyum? izin vermiyor ki rüya, ne kadar isterdim... tamam, oyun oynamayı sevmiyorum ama o uyanıkken keşke bir köşede kitabımı okuyabilseydim, çok isterdim bunu. benim hiç böyle bir şansım yok. herkesin çocuğu koyun, benimki keçi... (başladık yine. hiç değişmez bazı şeyler.)

*

bunların üzerine hatırladım, cem 2 yaşındayken daha dürüstmüşüm:

alev: çocuklarla oyun oynamak önemli, sen hiç oynuyor musun cem'le?
y: valla ben oyun oynamaktan sıkılıyorum. sevmiyorum kardeşim. ama kitap okuyorum çok, öyle böyle değil çok okuyorum, o da dinlemeyi seviyor. benim sıkılmadan yapabildiğim bir şey bu, öbüründen sıkılıyorum, çocuk da anlar bunu hemen, öyle oynayacağıma kitap okurum ikimiz için de daha iyi.
alev: oyun oynamak da gerekli ama
y: oynayamam ki ben, fenalık basar.

*

bunu okumak isteyenler (yarın gidip alıcam)

bunu da sevmişti (ama olmayı başaramamıştı):

Thursday, August 1, 2013

beyoğlu sineması'nda güzel filmler

sıcakta istanbul'da nasıl geçiyor günler? sinemalar serin. yaz sinemayla geçsin. 
ama lütfen çabuk geçip gitsin. yaz mevsimi kaldırılsın veya o olmaz, en iyisi ben kuzeye taşınayım. bak bu yıl fena gitmiyor mesela ama en serini bile fazla bana.

*
beyoğlu sineması siyad'ın seçtikleri ağustos programı.

cem babasıyla life of pi'ye gitmişti, çok beğenmişti. 8-9 yaşlardan itibaren çocuklarla birlikte gidilebilecek bir film olarak not düşelim.


izlediklerim arasından öneriler: moonrise kingdom, barbara, amour, we need to talk about kevin.

Thursday, July 18, 2013

Büyülü Krallık


microcosmos'un (çayırın sakinleri, 1996) yaratıcılarının bu harika filmini geçen sene festivalde cem ile birlikte izlemiştik. dün remzi kitabevi'nde dvdsini gördüm, yeni çıkmış olmalı. çocuklarla 3.-4. sınıftan itibaren birlikte izlenebilecek bir film. cem geçen sene 2. sınıftaydı, filmden çıkarken "nasıldı?" diye soranlara "sıkıcı" demişti. bu yıl izlemiş olsaydı eminim daha çok severdi.

yanınızda bir çocuk olsun olmasın izleyin bu filmi, internette de bulabilirsiniz.

*