Monday, November 09, 2009

roll'un son sayısı

pek parlak başlamayan bi güne bomba gibi düşen kötü haber: roll'un son sayısıymış bu 144. sayı. roll, ilk zamanlarından bugüne, her ay çıkmasını beklediğim, okuduktan sonra sakladığım iki dergiden biriydi (diğeri express). bir daha gelir mi böyle bir dergi? bir gün yeniden çıkar belki.

veda:


"tenk yu şeytan
müsaadenizle bir veda sigarası yakalım, bir veda “kalem”i yuvarlayalım. diyarbakır meyhanelerinde “kalem” deniyor “yolluk”a...
ilk yudum
turgut uyar’ın ruhuna:
“efendimiz acemilik. bir taş alacaksınız, yontmaya başlayacaksınız. şekillenmeye yüz tutmuşken atacaksınız elinizden. bir başka taş, bir başka daha. sonunda bir yığın yarım yamalak biçimler bırakacaksınız. belki başkaları sever tamamlar. ama her taşa sarılırken gücünüz, aşkınız, korkunuz yenidir, tazedir. başaramamak endişenizin zevkiyle çalışacaksınız.”
ikincisi de uyar’a:
“nedir sonsuzdan bir önceki sayının adı diyelim sonsuz eksi bir hayatın adıdır bu.”
üçüncüsü latin aşkına:
“sonuncu yoktur, sondan bir önceki vardır!”
dördüncüsü, 144. roll’a, sonsuzdan bir önceki sayıya. veda sayısına. 13 yıl önce bu mevsimde şeytana uyduk. uyunca da, baktık olmazsa olmayacak, zaten olmuş olmayacak olan, “olan oldu bir defa, bari hepimize yarasın” deyip yola çıktık. 13 yıl önceki kasım ayının ilk günlerinden bu yana 144 defa buluştuk –altı da “özel”i, toplam 150.
yaradı valla. hepimize yaradı.
ya şeytana uymasaydık?
george harrison, “beatles olmasaydı dünya sıkıntıdan patlardı” demiş. doğru. şu da doğru: roll olmasaydı sen-ben-o sıkıntıdan patlardık.
vedalaşırken gözlerinden öpelim
léo ferré’yi: tenk yu şeytan! bize roll’u verdiğin için."


tenk yu roll.

Monday, November 02, 2009

hayal gücü


... herkesin bir hayalgücü var; kimininki su bardağı kadar, kimisi dev bir balon kadar. sadece film çekmeye, roman yazmaya yaramaz bu. insanın eğitim hayatı, evliliği, insanlarla ilişkileri de hayal gücü kadardır. yanlış mıyım?

çetin inanç
jet rejisör / pınar öğünç

Thursday, October 29, 2009

this is it


michael jackson'un tüm biletleri satılmış olan konserlerinin prova ve kamera arkası görüntülerinden oluşan, 28-29-30 ekim tarihlerinde bütün dünyada gösterime girecek olan belgeseli this is it'i, ilk seanslarından birinde izledik 23.45'te bu gece. filme gitmeden önceyse sahne hayatını kronolojik olarak anlatan, kliplerinden parçalar sunan  39 dakikalık the one dvdsini seyrettik. 

michael jackson'un this is it'teki son provalardan 2 gün sonra öldüğünü bilmek bana hala çok garip geliyor. 13 temmuz 2009'da başlaması planlanan ve provaları mart'tan haziran sonuna dek süren bu veda konserleri yapılabilseymiş inanılmaz olacakmış. tüm prova görüntüleri, sahneler, hazırlıklar, ekibin heyecanı çok etkileyici. mj'nin kişisel arşivi için çekilmiş 100 saati aşan kayıtlardan oluşturulan filmden onu daha iyi tanımış olarak ve yıllar boyunca farkında olmadan biriktirdiğim önyargılarımı bir kenara bırakarak çıktım. filmi izleyince, michael jackson'ın bir dönem bütün dünyayı nasıl kasıp kavurduğunu daha iyi anlıyorsunuz: olağanüstü yeteneği, sayısız hiti ve dansıyla sıradışı biri o. 


Wednesday, October 28, 2009

özgür woodstock

woodstock 40 yaşında.



dün alkazar'da ang lee'nin taking woodstock filmini izledik. istanbul'da 2. haftasında toplam 1 (yazıyla bir) salonda gösterilen bu filmi kaçırmayın.

beyoğlu alkazar
14.00-16.15-18.45-21.00

Monday, October 26, 2009

iki dil bir bavul

cem'in yuvası bir haftalık sonbahar tatiline girdi. biletlerini günler önceden aldığımız yataklı trene perşembe akşamından binip onu bir haftalığına ananesiyle dedesinin yanına götürdükten ve orada beraber 3 gün geçirdikten sonra bugün istanbul'a döndük. cem doğduğundan beri ilk defa bizden ayrı, uzak bir şehirde. veda törenlerini hiç sevmediği halde ayrılırken sarılıp öpmemize sesini çıkarmadı, rahat görünüyordu. kapıdan çıkmadan önce son kez dönüp baktığımda oyuna dönmüştü bile. 

sadece ikimize ait, bu çok kıymetli avare zamanı nasıl geçirsek diye çok düşündük onur'la. ne yapsak diye kitaplar, dergiler karıştırdık, seyahat acentelerine uğradık, internette dolandık. sonuçta yıllar önce olduğu gibi şehrin istediğimiz yerine istediğimiz saatte gidebilmek, suarede beraber film izleyebilmek, bir akşam senelerdir uğramadığımız bir meyhanede iki tek atabilmek, sonbaharın tadını yaşamayı sevdiğimiz bu şehirde çıkarabilmek için eve dönmeye karar verdik. bugün festivalde bilet bulamadığımızda üzüldüğümüz, vizyona gireceğini duyunca gelmesini sabırsızlıkla beklediğimiz iki dil bir bavul'a gideceğiz. 

kısa bir molanın ilk günü bugün. her zamankinden çok başka bir hafta başlıyor.

Tuesday, October 20, 2009

cep tehlikesi

gördüğüm ilk baz istasyonunun ardından elektrik direklerine ve sokak lambalarına alıcı gözle bakınca çevremde tahminimden de fazla baz istasyonu olduğunu farkettim. şimdi bize oldukça yakın bir noktada bulunan bir tanesini söktürmek için imza toplayarak ilk adımları atmaya çalışıyoruz. konu ile ilgili daha fazla bilgi sahibi olmak için baz istasyonunu görmeden kısa bir süre önce almış olduğum bir kitabı sizlere de önermek istiyorum, prof. dr. selim şeker'den cep tehlikesi. boğaziçi üniversitesi elektrik elektronik bölümünde öğretim üyesi olan selim şeker'in çalışma konuları arasında uzaktan algılama, elektromanyetik uyumluluk, elektromanyetik dalgaların propagasyonu, elektromanyetik alanların insanlar üzerindeki biyolojik etkileri bulunuyor.

bilgimiz olmazsa mücadele için bir sebebimiz de olmaz.




yazarın diğer kitapları için tık