Bob Dylan elime ulaşan habere göre “yüzde 95” konseri onayladı ve Mayıs ayının son günlerinde İstanbul’da olacak. tık
Friday, February 05, 2010
bob dylan
Etiket:
duyuru,
gazete kupürü,
şarkılar
Sunday, January 31, 2010
amargi :: son kurtarıcı: anne

amargi'nin kış 2009 sayısının dosya konusu, son kurtarıcı: anne!
annelik üzerine, anne kız ilişkileri üzerine zihin açıcı yazılar. ve daha fazlası.
Friday, January 29, 2010
alternatif kuaför isimleri
yılbaşında memlekete, ovasıyla ünlü, yurdumuzun en yüksek yüzölçümüne sahip şehrine gittik. cem bisikletle dolaşırken (dümdüz olduğu için bisiklet kullanımı yaygın bir şehrimiz) 18 senede neler değişmiş, neler aynı kalmış diye etrafa bakınıyordum. orada zaman istanbul'dakinden daha ağır akıyor, en büyük fark bu. insanlar daha sakin, yavaş ve bakışları da daha durgun. bunun pek çok sebebi var tabii ama bana sorarsanız o bakışlar, burada sıkça karşımıza çıkan hırslı, her şeyi ben bilirim bakışlarından daha makbul. daha olgun ya da medeni (mi demek lazım artık bilmiyorum) bir faza geçene kadar bu hırs dolu hallerle yaşayacağız sanırım.
xox
cem'le dolaşırken, iki kuaför tabelası gözüme çarptı. hemşehrilerim kuaför dükkanlarına isim takmak konusunda oldukça yaratıcı davranmışlar.
JÖTEM
Thursday, January 28, 2010
bir dolap kitap
Etiket:
link,
çocuk kitapları,
öneriler
Sunday, January 24, 2010
mim :: 7
aslısh tarafından 7 ilginç özellik konusunda mimlendim. ilginç olmasa da kendimle ilgili 7 özellik bulup yazabilirim sanırım.

5) kedilerle yaşamak isterdim ama astımım var. alerjik astımımın kronikleşmesine sebep olmuş olsa da, sokakta bulup büyüttüğüm bir kediyle 2,5 yıl boyunca yaşamayı başardım. her şeyi anlar onlar, bilge hayvanlar. kedisiz hayat kedili hayattan çok eksik, çok özlüyorum kedimi.
7) şu anda sokaktan bozacı geçiyor. hayatımda bir defa bozanın tadına baktım, onda da çok hoşlanmadım ama en üst katta oturmamıza rağmen her gün sesini duyduğum bu bozacının en
soğuk kış günlerinde bile bizim sokaktan geçmesi beni çok mutlu ediyor. bu anlarda kendimi eski bir türk romanındaymışım gibi hissediyorum.
1) SABAH erken yatıp AKŞAM erken kalkmayı severim ama hayat buna izin vermez, bu yüzden geceleri halim kalmayana dek oturur, sabaha karşı yatağa gider, az uyuyarak günü geçirmeye çalışırım. fakat yaş ilerledikçe az uyku pilin erken bitmesine sebep oluyor, bir de bilenler bilir az uyuyunca azıcık depresif olunuyor. öğlen uykusu ise 4 yaşımdan beri uyumuyorum. bu sebeple ilk 1 sene gittiğim yuva değiştirilmişti. yıl boyunca sadece 1 defa uyumuş olduğum ve diğer günler uykuya ayrılan o geçmek bilmez vakitte sıkıntıdan ne yapacağını bilemez halde uyuyanları taciz ettiğim için 2. sene öğle uykusu olmayan bir anaokuluna gönderilmiştim.
2) pain in the ass bi çocuktum, benim annem/babam olmak istemezdiniz.
3) "azıcık aşım kaygısız başım." sevdiğim bir atasözüdür.
4) evdeki pek çok eşyayı kolaylıkla fazlalık kategorisine sokarak elden çıkarabilirim. bunun en büyük faydası, yakın dönemde elden çıkardıklarınızı hatırlayınca yeni şeyler almaya karşı isteksiz hale gelmeniz. görüp beğendiğim şeylere sahip olmaya çalışmadan yaşamaya bu şekilde alıştım. bir şeyi almayı çok istediğim zaman boşalttığım bir rafı, bir alanı o nesneyle doldurmaya değip değmeyeceğini uzun uzadıya düşünüyorum, sonunda kararım çoğunlukla boşluğu doldurmamaktan yana oluyor. boşluk doluluktan daha iyi benim için. bir de kullandığım eşyaları ihtiyacı olanlara vermek konusunda uzun uzun planlamalar yaparım, ne kime lazım olabilir not alır sonra isteyip istemediklerini kendilerine sorarım, isterlerse benden mutlusu olmaz.

5) kedilerle yaşamak isterdim ama astımım var. alerjik astımımın kronikleşmesine sebep olmuş olsa da, sokakta bulup büyüttüğüm bir kediyle 2,5 yıl boyunca yaşamayı başardım. her şeyi anlar onlar, bilge hayvanlar. kedisiz hayat kedili hayattan çok eksik, çok özlüyorum kedimi.
6) muhallebi çocuklarına katlanamıyorum. başka çocukları analarına/öğretmenlerine şikayet eden çocuklardan, karısının/sevgilisinin uydusu olan adamlardan ve tabii herkesi kendine tabii kılmaya, her şeyi yönetmeye çalışan, kimseye doğrudürüst güvenemeyen kontrol delisi kadınlardan hazzetmiyorum.
7) şu anda sokaktan bozacı geçiyor. hayatımda bir defa bozanın tadına baktım, onda da çok hoşlanmadım ama en üst katta oturmamıza rağmen her gün sesini duyduğum bu bozacının en
soğuk kış günlerinde bile bizim sokaktan geçmesi beni çok mutlu ediyor. bu anlarda kendimi eski bir türk romanındaymışım gibi hissediyorum.daha önce buna benzer başka bir mime verdiğim cevap için TIK
ben de füsun'u mimliyim.
Thursday, January 21, 2010
ağaca çıkmak
ağaca çıkmak yaşam eğitiminin bir bölümüdür ve bütün tehlikeli şeyleri yasaklamak çocuğu bir korkak yapar.
bugüne kadar çocuk üzerinde okuduklarım arasında en beğendiğim kitaplardan birinden: tık
Wednesday, January 20, 2010
karlı bir gün
sizin oraya da kar yağdı mı bugün?



bunlar cem'in kitaplığındaki kış kitapları. illüstrasyonları öyle harika ki, açıp defalarca okumak, resimlerine bakmak geliyor içimden. cem görebildiğim kadarıyla karda ayak izleri'ni daha çok seviyor. kış masalları 7 yaştan itibaren öneriliyor; kalınca, masallar uzun sayılır, cem'in bu kitabı okumasına ya da benden dinlemesine daha çok var*, şimdilik kendi kendime okuyorum. kendi kendime demişken bu gece çocukları erkenden yatağa gönderebilsek, battaniyenin altına girip kitap okusak ne güzel olurdu değil mi? doktor ötker'in yapımı çok kolay, tadı salepten biraz uzak saleplerinden de yaparım ben. aslında kuru kahveciden gerçek salep alıp yapsam... yarım saat karıştırmak gerekiyormuş galiba, satıcıya nasıl yapıldığını sormuştum da bu karıştırma işini duyunca üşenip almamıştım ama bir kerecik deneyebilirim. kışı çok seviyorum.
karda ayak izleri
mei matsuoka'nın kitabı gerek öyküsü gerekse çizimleri bakımından şu ana kadar rastladığım en orijinal ve yaratıcı çocuk kitabı. söyleyin bakalım bütün kurtlar kötü müdür? hiç iyi kurt yok mudur? yoksa masalların bi bildiği var mıdır?
karlı bir gün
tübitak'ın erken çocuk kitaplığı'ndan harika bir kitap. 0-8 yaş için diye yazıyor arka kapakta. evet resimleri anlatmakla başlanabilir bu kitaba. 2 tip basmış bu kitabı tübitak, ciltli ve ciltsiz olarak. bizdeki ciltsiz, 4 ytl.
"bir kış günü hayal edin. hava öyle soğuk ki ağzınızdan çıkan hava, duman gibi görünen küçük su zerreciklerine dönüşüyor."

feridun oral'ın yazıp resimlediği kırmızı elma, 2 - 2.5 yaştan itibaren okunabilecek, karda kışta geçen hayvan arkadaşlar arası dayanışmayı anlatan tatlı bir öykü.
korkuluğun kalbi
korkuluğun kalbi, kış ortasında tarlanın göbeğinde yapayalnız dikilen korkulukla karı merak ettiği için, annesi ve arkadaşlarıyla birlikte göç etmeyip kışı bekleyen, şimdi de fırtına yüzünden uçamayan ve donmak üzere olan bir sığırcığın dostluk hikayesi. korkuluğun kalbi'nden daha önce burda bahsetmiştim.
böğürtlen cini ve sarı gaga bizde yok ama bu güzel kitabı, bir kitapçı turu sırasında cem'le okuyup beğenmiştik, feridun oral'ın kırmızı elma'yla birlikte bu kitabını da gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim.
* 2 yıl öncesine ait bir post bu, yeni kitaplar ekleyip üste çektim. artık kış masalları'nı okuyoruz cem'le.
Etiket:
kitaplar,
çocuk kitapları,
çocuklara,
öneriler
Monday, January 18, 2010
3 yıl oldu
Saturday, January 16, 2010
pıtırcık :: le petit nicolas
bu haftasonu jude law'lu sherlock holmes'a, çocukluğumuzdan bu yana kitaplarının hastası olduğumuz pıtırcık'ın filmine ve yine bu hafta gösterime giren up in the air'e gitmek istiyordum. cumartesi akşamı itibariyle gidebildiğim film sayısı sıfır. pıtırcık dublajlıymış. acaba cem ile gitmek için çok mu erken? fragmanını izledik, cem "sinemada sesini fazla açmazlarsa izlemek isterim" dedi. daha önce gittiğimiz bir filmin sesini kıstırmıştım ama o gün salonda sadece cem'le ikimiz vardık. aslında üçümüz gidelim istiyorum ama bilmiyorum ya sesi fazla gelirse, ya sıkılırsa? ben her halükarda gideceğim de cem ile birlikte gitsek mi gitmesek mi, karar veremedim bir türlü.
filmin seansları
Etiket:
filmler,
haftasonu önerileri
Thursday, January 14, 2010
bu su :: yaşama uğraşına dair bir yol haritası
bugün okudum. her sayfada bir cümle; sade, tumturaksız bir kitap. kenyon college mezuniyet töreninde yapılmış sıradışı konuşmanın yalın metni.
Monday, January 11, 2010
je m'apelle elizabeth

festivalde izleyip sonradan dvdsini de edindiğim bu film çarşamba akşamı cnbc-e'de. 10 yaşındaki elizabeth'in dünyası; küçük, tatlı bir film.
cnbc-e'nin dünya sineması kuşağında (çarşamba günleri) bu ay güzel filmler var. önümüzdeki hafta holy smoke, ondan sonraki hafta kim ki duk'un spring, summer, autumn, winter and spring... adlı filmleri gösterilecek.
Subscribe to:
Posts (Atom)






