Thursday, June 2, 2016

29 Sene Sonra Yeniden



29 sene sonra yeniden. 

1987 yılında yayımlanan kitap, ilk senesinde 40 baskıya ulaşıp rekor kırmıştı. 11 sene sonra 1998'de "ahlaka mugayyir" görülerek yasaklanmış, bir ara "küçükleri müstehcenlikten korumak için" poşette satılmıştı.


1987'nin yaz tatilinde gittiğimiz Kuşadası'ndaki kampta, kitabı teyzemden sonra ben de okumaya heveslenmiştim. Ananemle dedemin benim için uygun olmadığını söylemelerinin ardından kitabı okumam tabii ki farz olmuştu. Böylece kah gizlenerek, kah arada enselenerek bitirmiştim bir günde.


Şimdi ilk baskılardan biriyle yeniden karşılaşınca, kitabı oğlumdan bir yaş büyükken okuduğum o günü hatırlamak için yeniden başladım okumaya. Okuduğum kitaplarla da çocukluktan çıktığım dönemin ilk kitabı, enteresan bi şekilde bu olmuştu. Arka kapakta yazdığı gibi, küçücük bir kızın henüz yaşanmamış doğal meraklarından, aşklar, acılar, sahtekarlıklar, hırslarla dolu bir hayatın bazen hafif, bazen ağır kıpırtılarına kadar kendisi için varolabilme çabası.


Önemli, iz bırakan, yol gösteren bir kitaptı benim için, tam da 13'üme bastığım o sene yayımlandığı için şanslıyım. Duygu Asena'yı o yaz tatilinde, bikini giydiğimde artık çocuk gibi görünmeyen bedenime alışmaya çalıştığım kampta tanımış ve ondan bir sürü şey öğrenmiştim.

Tuesday, March 1, 2016

bira

çocuklar. bugün eski bir blog arkadaşımdan gelen mesajın ardından buradaki yazılara göz gezdirdim. ne güzeldi. bir zamanlar kayda değer bir şey oldu mu gelip anlatmayı severdim. şimdi ise olup bitenleri kaybolmaya terk ediyor gibiyim. hep bir gün nasılsa günlük tutmaya dönerim gibi bir düşünce kafamda, bu arada çocuklar büyüyüp gidiyorlar. yazmıyorum. nedenini düşünmek istemediğim bir şekilde kaydetme alışkanlığımdan uzaklaşıyorum.

biliyor musunuz, bu haftasonu ilk defa ikisini evde bırakıp çıktım dışarı. benim için büyük, insanlık için küçük bir adım. büyüyorlar. bensiz idare edebilen iki çocuğum var artık. buraya yazmaya başladığımda büyüğü 1 yaşındaydı, şimdi 12 olmak üzere, kardeşi 5,5.

geçen hafta rüya ile markete gittik. roka, peynir, yoğurt, ekmek, elma, limon, avokado, mercimek, bira… rüya aldığım 2 birayı sepete atarken şöyle dedi:

- pek sağlıklı değil bunlar ama büyüklerin de ihtiyacı vardır tabii…

hayatı, büyükleri, söylenen ile yapılan arasındaki farkı anlamaya çabalayan bir küçük zihin. benim için dünyanın en tatlı varlığı.

Thursday, January 14, 2016

Dünyadaki Tek Akıllı Biz Değiliz


Bugün arabayla eve dönerken uzunları yine lüzumsuzca açmış birine kendi kendime söylendim, sonra bu yaptığımı da lüzumsuz bulup "neyse, söylemeyim kimseye böyle şeyler." dedim. Bunun üzerine arkada oturan Rüya (5) :

- Bu dünyadaki tek akıllı sadece biz değiliz, başkaları da akıllı, herkes akıllı
- Evet, güzel söyledin. Peki sen nereden duydun bunu?
- Bi yerden duymadım, kendim söylüyorum

Wednesday, October 22, 2014

Haset İşleri

Twitter'da karşıma çıkınca "oh, demek böyle bir şey varmış, sadece benim başıma gelmiyormuş." diye rahatladım.

Benim yapmayi denemedigim seyleri yapan #kişidenUzakDururum 
Hele 1 de yaptigi ise yariyorsa uzerine gicik da olurum.. pic.twitter.com/zWhKviNeYj
— Özge Mergen (@drozgemergen) 31 Temmuz 2013

Yapmayı denemediği şeyleri yaptığım için, bunlar işe yaradığı için ya da ben yaptığımdan mutlu olduğum için sinir olan, bu yüzden utanmadan triplere giren, surat asan, bunu görmeye katlanamadığı için bir süre görüşmekten, konuşmaktan kaçınan tanıdık, arkadaş, akraba, yakın, aile üyelerine... sahibim. Şimdi size bu tiplerin isimlerini açıklıyorum! Şaka be şaka; korkmayın ifşa etmeyeceğim sizi.

Onlar zaten kendilerini biliyor.

Mutluluk ya da hayatından memnun olmak, ne derseniz deyin, dünyada en çok kıskanılan şeylerden biri gibi görünüyor. Oysa bu şans işi falan değil. Memnuniyet gökten zembille inmiyor. Hayatından memnun olabilmek, kendine içinde olabildiğince mutlu mesut yaşayabileceğin bir hayat yaratmaya çalışmak epey mesai, emek; kimi zaman kan, ter, gözyaşı dolu bir mücadele ve en önemlisi de cesaret gerektiriyor. Kenarda tırnaklarını kemirerek millete hasetle bakanların işi bu konuda biraz zor.

Bakın sabah sabah okuduğum bir twit neler yazdırıyor bana, birden açıldı kutunun kapağı. Bazen ben böyle günlük güneşlik olmayan şeyler yazınca ne oldu, bir şey mi oldu diye soruluyor. Sorulmadan söyleyim, yeni bir şey olmadı; böyle şeyler olup durdu hayatımda bugüne kadar. Sabah okuduğum o iki cümle bana bunlardan bıktığımı ama neyse ki yalnız olmadığımı iliklerime kadar hissettirdi, derken şunu bir kenara not alayım dedim ve bir baktım bunları yazıyorum.

Arkadaşlar, surat astığınız elemanın sizin kaprisinizi çekmek gibi bir zorunluluğu yok. Duygularınıza sahip olun, büyüyün artık bi yetişkin olun ya. Konu tamamen sizinle ilgili, bunu siz göremediğiniz için ben mecbur kalıyorum söylemeye. Kıskanabilirsiniz ama bu yüzden kimsenin canını sıkamazsınız. Yeter. Hadi dağılın bakalım. Bir daha olmasın.