Tuesday, May 7, 2013

küçük başbakan ağladı

rüya'cık, mayıs itibariyle haftada 3 yarım günlüğüne yuvaya başladı. çok düşündüm, çok taşındım, zor karar verdim. daha çok yeni, 1 hafta oldu, olmadı. şimdilik bahçe köşelerinde beklemedeyim, beni görmek istediği zaman fırlayıp gösteriyorum kendimi, geri kalan zamanlarda kitabımı okuyorum gizli gizli. güzel hayat aslında. yemyeşil bahçenin gizli bir köşesinde unutsalar beni, arada çocukları gözlerim dolarak izleyip sonra yine kitabıma dönsem. çocuklar harika insanlar. bayılıyorum oradaki çocuklara. sahici şeyler, hepsi gerçek çünkü küçük çocuklar bunlar. büyük çocuk yok yuvada. orijinal hallerindeler, yaş itibarıyla fazla elleşilmemiş, henüz bozulmamışlar. çok mutlu oluyorum onlarla orada. 

çocukları bize yaranmaya zorlamasak da sonunda bize benzemeseler keşke... ama nerdeeee? sonuçta benzeteceğiz değil mi? aksi düşünülemez bile benim yalnız ve şaşkın ülkemde. küçük başbakan ağladı haberini izlediniz mi? bu sene 23 nisan'da başbakan koltuğuna oturttukları çocuk panik oldu, utandı, heyecanlandı, ne olduysa oldu ve birden ağlamaya başladı. zavallı papağan. gerçek başbakan da sonradan "bunlar hiç şüphesiz ki sevinç gözyaşlarıydı" demez mi? olayımız bu işte bizim. sevinç gözyaşlarıymış. sürekli, bir olanı başka türlü gösterme çabası. kim inanıyor diye düşünmeden söylenen yalanlar. çakmabaşbakançocuğun sakinleştikten sonra "dün gece gördüm" diye anlattığı rüya falan. sahtelik, çakmalık her yerde, sadece başbakanda değil, evlerde, okullarda, işte, her yerde diyorum. 




neyse, bugün yuvadaki çocuklar bahçede özgür, başıboş oynuyorlardı ama parklarda, evlerde, her yerde çocukların başında duran büyükler hiç susmadan görevlerini ifa ediyorlar:

- selin (taş çatlasın 3 yaşında), çok ayıp lütfen topunu paylaş kardeşle. bak ağlattın onu, böyle yaparsan kimse oynamaz seninle. herkes seni böyle bırakıp gider işte. çok ayıp ettin. özür dile.

*

- sarp, gel otur bakalım biraz şuraya. 

(kaydırakta takılan 3,5 yaş civarındaki sarp'ın 70 yaşlarındaki dedesi, banka yanına oturmaya çağırıyor torununu. gelmiyor ve bir süre sonra dedenin istemediği kadar yükseğe tırmanıyor kaydırakta)

- sarp, in oradan, bak adam geliyor, bekçi, izin vermiyor orası yasakmış. kızacak, ceza yazacak sana.

*

4-5 yaşlarındaki kızını elinden tutmuş yuvaya getiren anne, kızı öğretmenine şikayet ediyor:
- yalnız sabahları evden çıkarken saçını hiç taratmıyor, buna beraber bir çözüm bulmamız lazım. olmuyor böyle.

*
parktaki anne ip merdivene tırmanmaya çalışan kızına: oraya gitme, gel buraya, bacakların kırılır.

*

x: rüya, hadi getir onu bir bakayım... ama getirmezsen üzülürüm, ağlarım, ağladım bak, ağlıyorum.
yasemin: lütfen duygu sömürüsüyle istediğini yaptırmaya çalışma. bırak, getirmesin.

*

parktaki anne: derin, bırak onu lütfen, o kardeşin oyuncağı. (oyuncak, bizim meşhur kedi)
y: olsun, alabilir, oynasın biraz.
parktaki anne: derin, oyuncağı kardeşin annesine götür hadi, bizim değil o.
y: ya önemli değil, baksın ne olacak ki?
rüya: o benim kedim!
p.a.: bak ağlattın kardeşi, ver demiştim ben sana
y: vermişti ama ben almadım, tamam, sorun değil
rüya: kedimmm
y: tamam yahu getirdi kedini, sen de onun topunu oynuyordun, baktı verdi işte
p.a.: özür dile derin

derin bir şey yapmadı. yapsa bile zorla özür diletmeyin çocuklara. diyemedim orda.

*

akşam yemeği saatlerinde yine sabrım tükenmiş, bodoslama saçmalıyorum:
yasemin: allah'ım, herkesin çocuğu koyun, bi melemedikleri kalıyor (komşunun tavuğu, yorgun komşuya kaz.) bir de benimkilere bak, ikisi de keçi, yoruldumm.
cem: 3.yü doğur o zaman, o belki uslu olur.
y: yok sağol, öyle bir usluluk ihtimali görmüyorum ben.

... 2 dakika sonra bastıran pişmanlık:
y: aslında siz iyisiniz böyle ya, normal bunlar, yorgunluktan öyle dedim.
(söyledin artık, çok geç.)

18 comments:

özden said...

bu gece dersu'yu uyutmaya çalışırken (kitap oku, masal anlat, ninni söyle, "ne sıkılması yahu uyu işte" diye azcık sesini yükselt, hadi de, canım de, gülüm de,uyusana çocuk de,yalvar,rica et, tehdit et...) öğretmenden yardım mı istesem acaba, bir el atsa mı ki, diye düşünmüştüm ama "kızını öğretmene şikayet eden anne"'yi görünce vazgeçtim. ama bana da yazık yasemin, o zaman bir yol göster.

yasemin said...

Özden, bilmiyorum :)
Öğretmene söylenmez demiyorum ama çocukla eleleyken değil de teke tekken söylemek daha iyi bence diğer türlü şikayet tonundaki konuşmayı çocuk anında duyuyor orda sanki kendisi yokmuş gibi. Bu biraz garip geliyor bana.

yasemin said...

Cem'in öğretmenine anneme söyler misiniz akşam yemeğini hazırlarken biraz daha güleryüzlü ve sabırlı olsun demesi abuk olmaz mıydı :)

Ayşe'nin Kozası said...

Sorumlusu benim,çünkü annesi benim...oysa kendime dışarıdan bakabilmek için çok okudum,araştırdım...başkanlık seçiminde en yakın arkadaşını değil
en çok oyu alanı seçiyor(herkese göre hareket ona güven veriyor),çok sevdiği kediyi eve almak için ısrarcı olmuyor(babası kediler hasta eder demiş)sınfta öğretmeninin sevdiği öğrencilerle arkadaşlık ediyor,öğretmeninin kızdıklarının yanına bile yaklaşmıyor.Nasıl istersen,sen ne düşünüyorsun,sence,senin düşündüğün en doğrudur diye söylesemde tercihlerinde hep "anne sen ne istiyorsun,babam sever mi,öğretmenim ne düşünür"den başka bir şey aklına bile gelmiyor.Başkalarına göre hareket etmesini ne zaman hangi vakit öğrettim ,çok üzülüyorum...

Ayşe'nin Kozası said...

İyi ki varsın,Yasemin ,yunus büyürken bana çok yardımcı oldun..

Deli Anne said...

basit gibi yazıyorsun ama çok derindesin Yasemin... içime işliyor birçok şey..

Anonymous said...

iyi ki varsın Yasemin
bazen rutine kaptırıp gitmek o kadar kolay geliyor ki hele ki bu kadar baskılar altında büyümüş bir kuşak olduğumuzu düşünürsek. Ezberimiz çok kuvvetli genlerimize kazınmış. Arada bu yazılarınla beni omuzlarımdan tutup sarsman inan çok iyi geliyor Hem bana hem kızıma, lütfen daha çok yaz bu konularda.
Ayşe

özden said...

neyi yapmamam gerektiğini, bazı şeyleri akışına, doğasına bırakmam gerektiğini biliyorum ötesi hissediyorum ama neden bazen yapamıyorum, unutuyorum? seni okumak durup, sakinleşip, hatırlamamı sağlıyor :)

asliberry said...

üçüncü belki uslu olur:) ahhhhh. ısırsam.

Anonymous said...

Seni seviyorum, inceden bi sizi oldu yuregimde seni okuyunca. Deli anneye deli gibi katiliyorum...
Ayca/mintax

elif said...

ahhahha cem, bunu en ciddi yuz ifadesiyle soylemistir bir de :))

Aslısın said...

Ahhhh diye anirdim evde o buyuk mudahaleleri esnasinda. Yapaylik ve korku kulturu.

Anonymous said...

Aglayasim geldi o konusmalari okurken,,, paylasmaya, ozur dilemeye, tesekkur etmeye, dediklerimizi yapmaya, itaat etmeye zorlanan cocuklar... Bir de bizim gibi olmalarini, bizim gibi dusumelerini gizliden isteriz,, bize hic karsi cikmasinlar, bizimle ayni fikirde olsunlar, biz mac izlmeyi seviyorsak oglumuz da sevsin, o da bizim gibi universite okusun, o da avukat olsun,, o da,, o da,,, o da,, sonucta en guzel akil kendi aklimiz,, bizim gibi olmayacak da kim gibi olacak? O yuzden kendisi olamaz, senin dedigin gibi orijinal hic olamaz,, iste hem yazini okudum, hem de boyle dusundum,, ama ruya'cik ne kadar guzel bir okula gidiyormus oyle,, basibos oynamalari ve yesil bahce harika,,
Sevgiler,
Baris

yasemin said...

barış, dün onur'a ne dedim biliyor musun: rüya keşke psikoloji okusa, o zaman ben çok mutlu olurdum. peki o olur muydu? orasını bilmiyorum valla, ben kendi mutluluğuma bakarım arkadaş :p

üstüne bale ve çelloyu da eklerse hiç itirazım olmazdı hatta ama neyse ki zamanında bir şeylere aşırı derecede zorlanmaktan mütevellit her türlü dayatmadan öyle bi tiskinmişim ki benden çocuklarıma en azından meslek ve hobi seçimlerinde bir zarar gelmez diycem, "büyük konuşma yasemin" diye de noktalıycam bu nadide yorumumu.

yasemin said...

bkz. ilk alınan kitap: ayşegül bale yapıyor.

ama o zorlamadan saylanmaz değil mi? nostalji kontenjanından bir kitaptı o, rüya'dan çok kendim için aldığım. hihihi :p (sinsi ve gizli dayatmacılık örmekleri no.1)

Müge said...

Sağda solda insanların çocuklarıyla nasıl konuştuğunu duyunca çok üzülüyorum. "Elleme, kızarlar. Yapma, yasak. Öf, pöf." Çocuksuz olduğum için söylüyorum; bekara karı boşamak kolay tabii ama sevgilimize, kocamıza böyle muamele etsek kavgalar çıkar, o ilişki biter, ayrılırız. Ama çocuklar bir yere gidemiyor.

Anonymous said...

:)) Ben de Yaban'in bir gemiye kaptan veya hatta tayfa filan olmasini ya da yelken yapmasini (en azindan hic olmazsa) veya pilot olmasini hadi bunlar olmadi diyelim vinc operatoru filan olmasini hayal ediyorum,, niye ulasim araclari ya da is makinalariyla takintim var bilmiyorum ama benim de eve aldigim kitaplar boyle ve konusmaya daha yeni baslayan Yaban'in en favori cumlesi "Yaba gemi bin" ... Nasil basardim da boyle derinlere nufuz ettim anlayamadim,,, oyuncak traktorune filan da binmeye calisiyor garibim,,

Anonymous said...

Uff aslinda onun bir tomurcuk oldugunu ve buyuyup acilinca ne guzel bir cicek olacagini dusunup yetinsem ya,, yok illa hayal kuracagim,, leylak olsa keske mis gibi kokar,, diyecegim,, :(