Monday, November 25, 2013

aşure



foto buradan

hayatımda hiç aşure yapmadım. yakın gelecekte yapacağımı da sanmıyorum. günlük yemekler, rutin ev işleri ve çocuklarla ilgili işlerin (istanbul trafiğindeki şoförlük mesaisi dahil) ardından birkaç sayfa okumak, bir film izlemek veya boş boş oturmak için kendime vakit ayırabilmek şu an benim için aşure yapmaktan daha önemli. ama bakarsınız önümüzdeki sene aşure yapmayı çok isterim ve kolları sıvarım bu iş için. kızı olan annelerin mutlaka aşure pişirmesi gerekir derler, benim de üç yıldır kızım var ama hala bir aşurem olmadı. istemesem çok önemli değil de, istiyorum ben de bir gün aşure yapmayı.

iki sene önce bu on daireli apartmana taşındık. eskiden anadolu yakasında 22 daireli bir apartmanın en üst katında oturuyorduk. karşı komşumuz yalnız yaşayan çok yaşlı bir kadındı, aşure yapamazdı. güzel yemekler pişirebildiğim günlerde ona da bir tabak yemek götürürdüm. eski apartmanda yaşarken bize komşulardan bir tabak olsun aşure gelmeden geçen çok aşure zamanı olmuştur. orada yaşadığımız dokuz sene boyunca iki veya üç defa aşure gelmiştir o kadar ve bunu söylemek pek hoş olmayacak ama gelenlerden sadece bir tanesi benim iyi aşure kriterlerimi karşılamıştı, o da birinci kattaki komşunun getirdiği aşureydi.


yeni taşındığımız apartmanda ise aşure zamanında dairelerin çoğundan aşure geliyor ve aşurelerin hepsi birbirinden lezzetli. bu arada burada folyo tabakta aşure servisi ile tanıştım. tümü değilse de kimi komşular folyo tabak ile getiriyorlar veya yolluyorlar aşureyi. ben her ne kadar porselen tabağı tercih etsem de folyoyu gördüğüm zaman daha çok seviniyorum. bilin bakalım neden? evet, çünkü o porselen tabakları içi boş iade etmek istemiyorum ama içlerine ne koyabileceğimi de bilemiyorum. bir süredir düşünüyorum ve aklıma muhallebiden başka bir şey gelmiyor. epey sakil kaçacağını bilmeme rağmen şu an yanımda duran tabaktakini de bitirdikten sonra muhallebiyi yapıp tabakları iade etmeyi planlıyorum. bizim çocuklar da sevinir hem, apartmanda başka çocuk yok zaten. daha iyi bir fikriniz varsa lütfen yazın bana.


aşure kriterleri demişken aşureyi nasıl sevdiğimi anlatmak isterim.

1) aşurenin şekeri ayarında olmalı, aşure her ne kadar bir tatlı olsa da şekeri baskın olan aşureyi sevmiyorum, bitiremiyorum. az tatlı olduğu zaman ise (tadı neredeyse nötre yakın olsa hele...) tadına doyamıyorum.

2) aşure sulu olmamalı. tabaktan dökülme riski olan aşure bence iyi aşure olamaz, katı olmalı.

3) aşurenin içinde kuru meyve olarak kabul edebildiğim tek şey kuru üzüm. o da üzerine süs olarak değil içine pişirilirken katılmış olacak.  kuş üzümü de kötü olmuyor çünkü ekşi ve minik.

4) kuru incir ve kuru kayısı tatlının içindeki şekeri arttırıyor, küçücük tabağın içindeki diğer malzemelerin yanında büyük kalıyor vs. sevmiyorum ve onları yemeden bırakıyorum.

5) aşurede kuru yemiş miktarı az olmalı, üzerine ceviz konacaksa iyice ezilmiş olmasını tercih ederim, kıtır kıtır yemeyi sevmiyorum. komşulardan biri kırık ve soyulmuş tuzsuz çam fıstığı koymuştu üzerine, kırmızı nar taneleriyle birlikte. hem görüntü hem de tat olarak çok hoş olmuştu. ilk defa rastladım ama yapacak olursam aynı şekilde süslemek üzere aklıma not ettim.

6) aşurelerden birinin üzerinde çok minik fındıklar vardı. tadı fındık ama kendisi bildiğimiz fındığın beşte biri falan büyüklükte. aşureler için özel üretim mi acaba, değildir tabii de hoş bir detaydı. ben iki üç taneden fazla koymazdım çünkü çok kıtır kıtır bir tatlı olmasını istemiyorum aşuremin.

7) aşureye tarçın yakışıyor. genellikle herkes de koyar ama komşulardan biri azıcık hindistancevizi de serpmişti tarçına ek, ben sevdim, kendi tabağıma serperim bundan sonra.

8) gelen aşurelerden birine azıcık gülsuyu katılmıştı, kötü olmamıştı ama ben koymam.

9) aşurenin rengi beyaza yakın açıklıkta olmalı. sanırım bu renk için süt katılıyormuş karışıma.

10) aşureye çok yakıştığını düşündüğüm ve bir gün yaparsam mutlaka koyacağım şey portakal kabuğu rendesi.

bunlar benim lezzetli bir tabak aşureden beklediklerim. umarım bir gün ben de bu maddeleri karşılayan, en azından karşılamaya yaklaşan aşureyi yapabilirim ve kıvamı yerinde, lezzetli bir aşure pişirmenin uzaktan göründüğü kadar zor olmadığını anlayabilirim.

*
 Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi'nden:
...
Türk-Müslüman geleneğinde aşure, hicr-i kameri yılın ilk ayı muharremin 10. günü pişirilir. İstanbul mutfağı aşureyi, buğday, bakla, nohut ağırlıklı "aş" niteliğinde bir sofra spesiyalitesi düzeyine getirmiştir. İstanbul usulü aşurede, pirinç, buğday, iç bakla, fasulye, şeker vb ana malzeme oranlarının dengelenmesinin yanında incir, üzüm, kuşüzümü, kayısı, kestane, çamfıstığı, şamfıstığı, ceviz, fındık, nar tanesi vb kullanılarak damak zevki de gözetilir. Ayrıca misk, amber, gülsuyu ilave edilir ve tarçın serpilir. Saray ve konak usülü aşure ise "süzme" ve "sütlü" denen iki ayrı tarzda bir tür muhallebi kıvamında hazırlanır. Bu tür lüks aşureye badem şekeri, çikolata dahi katılır.
1.cilt, sf.372

17 comments:

Asli said...

Aşure tabağı bizde, hemen geri verilir, sahibi de kapıda bekler. ( Ben yıkayıp kurulayıp veririm ama tepsideki diğer boşlar çoğu zaman kirli olur ). Hayır için verildiği için, zaten dolu geri getirilmesi olmaz.

Ayşe'nin Kozası said...

Çok beklememe rağmen sadece bir tabak aşure geldi bu sene.Aşure dağıtan genelde kapıda bekliyor "tabağı geri alayım"diyerek, zaten böyle demek
içine bir şey koymadan geri ver anlamındadır,ama tabağını hemen geri istemiyorsa içi boş iadesi hoş olmaz,ben bu sene köyümüzden gelen mandalina koydum,bir kaseye 6 mandalina sığdırdım.

Ayşe'nin Kozası said...

Bu arada aşure kriterlerin benim kriterlerime de çok uyuyor,her maddesi yutkunarak okunmuş,hayali kurulmuş, "o" aşure yapılınca sadece resmini görmekle kalmayıp tatmayı da isteriz:)

Anonymous said...

"kusura bakmayın, 2 küçük çocukla birşeyler yapmak zor oluyor" deyip, tabakların içine birer paket kahve koyabilirsin:))
Çenebaz

serpil said...

Yasemin ben de bugün bir yazı yazabilseydim aynı şeyleri yazardım. Sanki düşüncelerimi okumuşsun :)
Çenebaz gibi düşünüyorum ben de, kahve, çikolata falan koyabilirsin boş kaselere.

Öykü said...

Ben biraz sulu olanını seviyorum ve öyle de yapıyorum.Löp löp katı aşure sevmem hiç.Bir de durdukça iyice katılaşıyor,yaparken onu hesaba katmak gerek.Nişasta koyuyor bazıları,ben koymuyorum,kıvamını ona göre ayarlıyorum.Portakalla beraber bir de limon kabuğu rendesi koyuyorum.Bir de yeşil elma rendeliyorum,hafifletiyor.Kuru kayısı koyuyorum küçük küçük doğrayıp.İncir karartır ama,konmamalı zaten.Süslerken bir tabağı gözümle dörde bölüp (kare kare olacak şekilde) o kareleri tarçın,file antep fıstığı,ufalanmış fındık ve susamla süslüyorum.Susam yerine ceviz de olur.Ortaya da biraz nar.Narsız aşure olmaz bence.Hele ki nar mevsiminde narsız getirenlere sinirleniyorum resmen :)

Aysegul Ugurlu said...

sizin apartmana mi tasinsak? bizde bu yil sadece karsi komsudan asure geldi. ben de bir sabah kerem icin peynirli pogaca yapmistim, onu kagit tabaga koyup verdim asure tabaklariyla birlikte.. :-)

yasemin said...

Önerileriniz için teşekkürler, ben sanırım muhallebi veya muffin koyacağım. garip ama gerçek?

Ayşe'nin Kozası, size ayırırım :)

öykü, evet nar tanesi yaygın zaten. koymayanı neredeyse hiç görmedim. aşurenin kıvamını arttıran içindeki bakliyatın ya da işte pirincin nişastası, ona ek nişasta koymazdım ben. taş katılığında değilse de çorba gibi olanını da sevmiyorum. ama evet, birkaç gün kalırsa çok sertleşiyor.

ayşegül, kapkek geldi sen yazınca aklıma.

elif said...

zerde yapalim ya hadi..

NÜKHET said...

Yasemin bana kötü bir fikir gibi gelmedi,muhallebi fikri.Herkes aşure gönderiyor,değişiklik-hoşluk olur bence..
eline şağlık..
Nükhet

yasemin said...

sağol nükhet. bugün yapıp götürsem iyi olacak artık, düşünme kısmı epey uzun sürdü :p

elif, ben zerdeyi bilmiyorum, sarı renkli kuşüzümlü bir tatlı o kadar, hiç yemedim. gelince yaparsın bana.

şadan said...

bugün kulakların çınlamıştır belki. bu aşure mevzuunu edayla epey bi konuştuk da...
bu arada annemin de seninkine benzer aşure uygunluk kriterleri var, ikinizinkini karşılaştırıcam bakalım.

şadan said...

bak ne diyeceğim, bu anlatılan aşure hep İstanbul aşuresi. geçen hafta sonu alevi bir arkadaşım aşureyi sıcak yediklerini söylemişti. soğuk da yenir ama biz sıcak seviyoruz dedi. çorba gibi. benim çocukluğumda da komşudan gelen aşureler hiç öyle narlı, portakallı falan olmazdı. Koyu renkli ve ılık olduklarını hatırlıyorum. Bir de kapıya kazanla getirip senin tabağına doldururlar:) bence bu da alevi geleneği.

yasemin said...

annenin aşuresi karşısında yemeklerinde olduğu gibi boynumuz kıldan incedir şadan. ne demişler etiyle yavşan, yağıyla tavşan... yoksa tam tersi miydi :p

tembel öğrenci

jasmingreentea said...

Pikola fındık o, öyle bir cins minik fındık var, çocuklar çok seviyor. Lüzumsuz bilgi... Aşure çok şekerli olmasa ne güzel bi tatlı ama senin dediğin gibi çok az şekerli, içindeki kuru meyvenin tadının hissedilebildiği aşure yapan neredeyse hiç yok. Ben de çok üşeniyorum malesef. Ama burada portakal kabuğu ve nar düştü aklıma şimdi, yapsam mı acaba?

yasemin said...

jasmingreentea, yapsana, komşu sayılırız :p pişkinlikte sınır tanımıyorum!

bu arada ben hala yapamadım muhallebiyi ya...

KoKoŞ KeLeBeK said...

apartman hayatında hıc gelmedı bana asure , ımmm bır ara dıger evımızde yaslı bır teyze vardı kıyamam o hep getırrdı ama kocaman sutede tık yok..allah kabul etsın canım..hee dıp not bızde de tabak hemen gerı verılır ve dolu sekılde :) sevgıler