Tuesday, December 13, 2011

erteleme!

yeni eve taşındığımızda cem servise binmeyeceği için bu ay onun servise bindiği son ay. geçen seneden beri bindiği serviste kendisinden iki yaş büyük bir arkadaşı var. arkadaşı, yaşının büyük olmasının da etkisiyle cem için bir nevi idol konumunda. cem onu ara ara bize davet etmek ister, kimi zaman da kendisinin onlara gidip gidemeyeceğini sorardı. bu tür organizasyonlar için genellikle ilk adımı ben atmam (antisosyalim, annelerle yapacağım telefon konuşması gözümde büyür) üstelik geçen yıl okulların açılmasından iki hafta sonra doğan rüya'yla birlikte cem'in bu talebini yerine getirmemek için kendimce çok geçerli bir sebebe de sahip olmuştum. fakat şimdi bu yakadan karşı tarafa taşınacağız ya, aklım sürekli gitmeden önce son kez yapılacaklarla meşgul. işte bu kapsamda dün m'nin annesini aradım. o da geçen yıldan beri beni aramak istediğini söyledi. hemen bugün için plan yaptık, m, cem ile birlikte bugün bize geldi. cem onu odasına götürünce m, "süper, kötü değil yani. güzelmiş odan." dedi. cem sevinmiştir herhalde çünkü ben çok sevindim. o gelecek diye odayı epey bir derleyip toplamıştım eğer dünkü halini görseydi eminim süper demezdi. iki çocuğun ilk işi odadaki masaya oturup satranç oynamak oldu. cem çok mutluydu. onlara meyve suyu ve kurabiye götürdükten sonra içerden gelen seslerini dinlerken kendime bir senedir aklımın nerde olduğunu sordum. rüya'yı bahane edip davet etmeyi geciktirmeseydim cem'le ikisi şimdiye kadar defalarca birbirlerine gidip gelmiş olabilirlerdi. şimdi ise önümüzde sadece 1 ay kaldı. neyse, yaptığımız kısa sohbet sırasında, babanesinin okula çok yakın oturduğunu, m'nin genellikle haftada iki gün onlarda kaldığını öğrendim. bu durumda onu babanesinde kalacağı günlerin okul çıkışlarında yine çağırabiliriz bize.

klişe ama yine de söyleyeceğim, hiçbir şeyi ertelememek lazım. dikkat etmeye başlayınca görüyorum, hayatta yapmak istediğimiz her şey için vakit bulmak mümkün. üşengeçliği, rehaveti, bahanelere sığınma huyumu atmam lazım üzerimden.

*

günün ikinci buluşması eda'ylaydı. önce bebekler nedeniyle üye olduğumuz mail grubu sonra bu blog aracılığıyla birkaç kez yazışmıştık. yazışmalar sırasında birbirimizden birkaç sokak ötede yaşadığımız ortaya çıkınca da taşınmadan bir kahve içsek demişti eda. akşam babalar işten dönünce çocukları bırakıp en yakın kahvede buluştuk. ben yine 5-10 dakika geç kalmayı başardım tabi ama hoş bir gece oldu. daldan dala atlayarak durmadan konuştuk. oğlunun süt saati yaklaşınca yarın semtimizde kurulan organik pazara birlikte gidelim diye sözleşerek ayrıldık. yarın bebekler de bizimle olacak. blog bu kez de giderayak resmen komşu diyebileceğim kadar yakınımda oturan eda ile tanışmama vesile oldu.

*


günün fotosu:
öğlen alışveriş dönüşü önünden geçtiğim köşedeki çiçekçinin sergisinden kasımpatı. alsaydım ya. yarın gidip çiçekçinin "alsana abla, evine uğur, bolluk, bereket getirir" dediği yılbaşı çiçeklerinden de kasımpatılardan da birer demet alayım.

4 comments:

füs said...

klişe değil bence dediğin, klişe olan; sürekli dırdırlanmak, bahaneler bulmak, kurbanı oynamak...
kasımpatılar ekrandan çıkacakmış gibi canlı canlı bakıyorlar bana, cok güseller, hakkaten ne tesadüf ikimizin de çiçek seçmesi, tesadüfleri seviyorum:)

Müge said...

Ben senin şu son birkaç günlük yazılarından şunu gördüm sanki. Yeni bir enerji gelmiş sana, aklın başka çalışmaya başlamış. (Lütfen bu son cümlem yanlış anlaşılmasın, ben bunu güzel manada kullanırım, kafam başka çalışmadığında kendim sıkılırım, üzülürüm falan.) Gözlemim ne kadar doğru bilemem tabii ama söylemek istedim. Ben bu sıralar galiba biraz rölantide gidiyorum ama umudum da var yani.

yasemin said...

doğru müge,doğru valla. nasıl farkettin, o kadar ayırdında değildim sanki ama öyle sahiden. bi şey oldu bana :p harikasın :)

yasemin said...

füsun yarın geliyorsun değil mi? inşallah gelirsin. görüşürüz.