Wednesday, March 7, 2012

dışarı çıkın

geçen hafta cem'i okuldan almış eve dönerken yanımdan geçen bir adam, pusetteki rüya'ya baktı ve "ağzını ört bebeğin" diye buyurdu, yüksek sesle, sert bir şekilde. durdum, dönüp baktım. elimin ne oluyor anlamında havada olduğunu görünce, daha sakin bir tonda "hava çok soğuk, çocuk üşür" diye açıkladı. alışkın olduğumuz durumlar bunlar. kış, soğuk diye bebeği eve tıkmadığımız için ilk işittiğimiz sözler de değil ama en cüretkarıydı diyebilirim. söylenecek bir şey olmadığı için yoluma devam ettim.

her gün rüya ile birlikte cem'i okuldan almaya gidiyoruz. eldiven-atkı-battaniye gibi şeyler olmadan; yürüyerek; ağız, burun, yüz, bacak örtmeden. bazen elleri morarıyor rüya'nın, ayakları botların içinde buz gibi oluyor ama işte hastalanmıyor. soğuk yüzünden hastalanılmıyor. cem bebekken de her gün çıkardık, o da anaokuluna başlayana kadar hastalanmadı. ikimiz semt parkının yalnız müdavimleriydik. (evren'in notu: Hasta yapan kesinlikle soğuk değil, kapalı ve kuru ortamda daha kolay yayılan virüsler. Bir de her şart her koşulda dışarı çıkmak kadar yararlı olan bir şey de toprakla haşır neşir olmak, 'kirlenmek' :))

yankı yazgan'ın aşağıya alıntıladığım yazısını okurken geçen haftaki bu olay geldi aklıma. çevremdeki hemen herkes çocuğunu, bebeğini soğuktan korumak için çabalıyor, arkadaşlarım dahil. "tabii soğuk olduğu için çıkamıyoruz.", "kış bebeği olduğu için..." çok söyledim, bir daha söyleyim, soğuğun bebeğe, çocuğa bir zararı yok. ayrıca türkiye, dünyanın en soğuk ülkesi falan değil; buradan çok daha soğuk ülkeler var ve oralarda yaşayan insanlar çocuklarını hayata dahil etme konusunda bizim gibi tutukluk yapmıyorlar. 

cem'e günün belli bir bölümünün muhakkak bahçede geçirildiği bir anaokulu bulana kadar ne çok uğraşmıştım. kışın bahçeyi neden kullanmadıklarını sorduğumda, sebebin velilerin karşı çıkması olduğunu söylüyorlardı. çoğu pedagog olan okul yöneticileri, açık havanın, bahçede oynamanın çocuklar için gerekli olduğunu bildikleri halde, müşteri kaçmasın diye çocukları tüm gün kapalı mekanda tutuyorlardı. gördüğüm hemen her okul bu durumdaydı ama sonunda bahçenin günlük programın parçası olduğu bir yer bulabilmiştim. oysa kışın kapalı mekanlarda hapsedilen çocuklar azıcık dışarıya çıkarılsa, hem çocuklar hava alsa, hem de o mekanlar biraz havalandırılsa. 


çocuklarının bağışıklığı için aşılarını (ki o da çok araştırmaya değer bir konu.) hiç sektirmeden yaptıran çoğu aile, onları kışın alışveriş merkezleri dışında bir yere çıkarmıyor. soğuktan köşe bucak kaçırılan çocuğun gönül rahatlığı ile alışveriş merkezine götürülmesi ise oldukça ilginç. tabii bağışıklık işin sadece bir yönü, çocuğun açık havaya, gün ışığına olan ihtiyacı, parkta oynaması, kediyi, kuşu, arabayı, yolu, ağacı, sopayı, otu, taşı, başka çocukları görmesi... bunlar da gerekli. palto, aakka (ayakkabı), şakka, rüya'nın ilk kelimelerinden; dışarı çıkmak onun için çok önemli ve heyecan verici. çıkıyoruz dediğimiz zamanki sevincini görmeniz lazım. her çocuk sever gezmeyi. kış bitmeden evvel, çocuklarla her gün dışarı çıkma konusunu bir kez daha düşünmek lazım.


*
...
"Ama üşüme (daha doğrusu çocuğu üşütmeme) ülkemiz anne-babaların performans kriterlerinden birisidir. Çocuğunu sarıp sarmalayıp mümkünse temiz hava ile hiç karşılaştırmadan askere yollayan ya da gelin eden, hayat boyu hiç üşütmeyen anne-babaların gururla sokakta dolaştıklarını görürüz.

İkinci önemli performans kriteri de çocuğu üzmemektir ('Ü'lere dikkat). Çocuk üzülmesin diye yaptıklarımızı düşünün. En bohem olanlarımız bile anne-baba olmadan önce 'hayatta yapmayız' dediklerini bu gerekçe ile gerçekleştirirler.

Aç bırakmamak ölçütüne 'ü' harfi ile başlayan bir kılıf uydurduğumda değinirim. (...)

Üzme, sevindir

Anne-babaların çocukların yetişkinlerle ilişkilerinde en çok hangi hedef-duygu güdüleyici, yön vericidir? Ilişkide sevindirmek mi, üzmemek mi ağır basmalı?"


26 comments:

Anne Café said...

çok doğru... çocuu üşütmüyorsak yemeğini de yiyorsa tamam:)

Özgür Turan said...

Rüya ne kadar büyümüş ne tatlı olmuş amanın hemen ayarlanıp gelmeli oralara bir gün ve sizi görmeli. Arayacağım canım. öptüm.

ElfAna said...

Cok ama cok dogru. Guzel anlatmissiniz durumu. Sevgiler.

ElfAna said...

Cok ama cok dogru. Guzel anlatmissiniz durumu. Sevgiler.

tülay said...

söylediklerinizde haklısınız...yanlız bişey var söylemek istediğim kusura bakmazsanız..soğuk havada biz büyükler bile atkı bere eldiven giymiyormuyuz hani eldivenimiz yoksa ellerimizi cebimize sokma ihtiyacı hissetmiyormuyuz...hani hasta olmamak adına değilde sıcacık olabilmek adına...ne bileyim..morarmasa elleri, üşümese ayakları...bende soğuk havaya rağmen her fırsatta dışarı çıkarıyorum miniğimi ama giyimine dikkat ediyorum..dedim ya hastalık değil derdim, sıcacık olsun rahat gezsin diye zaten oda üşüdüğünde hemen anne üşüdüm der...sevgilerimle..

Nihal said...

Yasemin,
Rüya ne kadar büyümüş Maşallah..
Öperim

yasemin said...

tülay, haklısın. ben de sıkı giyinmeye değil sadece gözleri dışarıda kalacak şekilde mumyalanmasına karşıyım çocukların. eldiven ve atkıyı sevmiyor benim çocuklar o yüzden kullanmıyoruz. şapkaya itirazı yok, giyiyor. ayakları ise her halükarda soğuk oluyor, iki kat çorap ve bottan daha fazla bir şey giydirmiyorum :)

fotolar kasım'da çekilmişti bu arada. rüya şimdi biraz daha büyüdü. önümüzdeki ay 1,5 yaşında :)

Itır said...

Bizim her pazar gittiğimiz pazarda bir teyze var, kahroluyor Arda ve Aylin'in kırmızı burunlarını görünce! Onun gözünde ben tecrübesiz ve sarsak bir anneyim :)

Nihal said...

Bravo sana Akatlar-Levent arası ne güzel yeşillik bulmuşsun yine özgürlük parkı gibi:)aaa pardon daha karşıdaydınız o zaman.Sorry:) kendim yazdım kendim oynadım gördüğün gibi:)
Tekrar Maşallah o halde sevgili Rüya'ya...

yasemin said...

nihal, evet bildin! orası, özgürlük parkı :P ama burada da buldum her gün gidilecek birkaç park :)

Nihal said...

Eylül ayında yardımlarını bekliyorum o halde:):):)

yasemin said...

buraya mı taşınıyorsunuz? eylül'de ne olacak, bilgi alabilir miyim :)

Nihal said...

ivit taşınıyoruz inşallah:)

Nihal said...

Yasemin, mail attım detayları:)

Hülyanın Tunası said...

bu ulkede çocuklar kamu malı sanki. boyle rahatca tanımadıgı bir anneye yanaşıp "çocugun ağzını kapat" diyebiliyorlar. senin ağzın kapalı mı? gibi br yanıt vermişliğim vardı boyle durumlarda. ya da birkaç kez de dişlerimi sıkıp yaahu size neee diye haykırmışlıgım. malum burası izmir (insanları sıcak ya) ve bu tur tacizlere sizden daha cok rastlıyoruz.

Dilek said...

merhaba,

ben de çocukları açık havaya her şekilde çıkarma taratarıyım. Soğuk olsa bile. Ama lütfen boyunda hatta ağzı ve burnu atkı ile kapalı ellerinde eldiven ve başında şapka. Eskişehirde yaşıyoruz ve ben denedim Eskişehir'in rüzgarını yediği gibi hasta oluyor çocuklarım. sırf bu yüzden kışın sadece artık nefret ettiğim alışveriş merkezlerine götürebiliyorum çocukları. neyse ki artık havalar biraz daha iyileşiyor bahar geliyor biz de rahatça dışarılara çıkabileceğiz.

xeyno said...

selam
annem hep derki, koyde karda ayaklarinda sadece lastik ayakkabi ile buyumusler ve hicbirinin henuz ne bobrek, ne sistit vb sorunlari yok. ben karda bile kapkalin bir hirka ile idare etmeye calisiyorum. alissin, alisir bunye! ben cek cunhuriyetinde kresde calisirken hava eksi 12 iken ve her yer kar iken yine de cocuklarin sokaga cikarildigina tanik oldum. hani tabiri caizse okuz gibi sagliklilar.ya da burda fransada cok sevdigim bir sistem, tenefuste cocuklar bina icinde tutulmuyor, isterse yagsin isterse donsun, bahceye. zaten hareketli mahluk cocuk usumez bizim gibi! yani uzun lafin kisasi, sen dogrusunu yapiyorsun zaten cem ile onayli :)

aysegul said...

yıllardır okuyorum bu blogu.
durumu tek bir cümleyle ozetlemek istiyorum. "idolumsün yasemin!"

(uykuyla ilgili birsey sormalıyım. burdan mı sorsam?)

architect said...

Rüya ne çabuk büyüdü gerçekten,maşallah,aynen benim oğlum da ne atkı,ne bere,ne eldiven ister,çok sık da hastalanmaz şükür,sana katılıyorum,çocuklar her gün parka çıkmalı.

yaban said...

Yasemin, Rüya ne kadar şeker, maaşallah. Yaban'ın da ayakları buz gibi oluyor, ne kadar korumaya çalışırsam çalışayım ve ellerinde de eldiven durmuyor, aynen.. Son iki gündür dört kere dışarı çıkardım Yaban'ı, sayende.. Soğuktan değil ama üşengeçlikten ve yorgunluktan çıkaramıyordum ben. Neyse ben de bir yazı konusu yaptım bunu.

yasemin said...

aaa barış, kesin çıkarıyorsundur derdim söylemesen. sevindim işe yaradığına :) üşengeçlik ve yorgunluk benim de başımda aslında da benim cem'i okuldan almam şart olduğu için çıkıyorum her gün. bu arada rüya'Yı okulun dibindeki parka götürüyorum.

cem'i de bebekken her gün çıkarırdım yorgunluğa rağmen çünkü o durmazdı evde. muhakkak çıkarmam lazımdı günü bitirmeden :p bir de biraz büyüyünce o kendisi oynamaya başlamıştı ben de dinleniyordum parkta, kitap okuyordum, çok severdim park saatlerini.

yasemin said...

ayşegül sağol :p burdan sorabilirsin, mail de atabilirsin, nasıl istersen.

yaban said...

bugun parka gittik, kum havuzunda oynadik, salincakta sallandik, diger cocuklari izledik, guneslendik, cok iyi vakit gecirdik, her cikisimizda seni aniyorum,, :)

yasemin said...

ayy cok guzel, cok sevindim. burda olsaydınız beraber giderdik parklara.

Evren said...

Rüya mı bu :) Çok tatlı olmuş, tu tu tu!
Her sözüne katılıyorum. Hasta yapan kesinlikle soğuk değil, kapalı ve kuru ortamda daha kolay yayılan virüsler. Bir de her şart her koşulda dışarı çıkmak kadar yararlı olan bir şey de toprakla haşır neşir olmak, 'kirlenmek' :)

yasemin said...

evet evren, kapalı ortamla ilgili söylediklerini posta ekleyim ben :) sevgiler.