Wednesday, May 23, 2012

güzel bir cumartesi ve kitaplar

19/5/2012, cmt.

güzel bir gündü. hepimizi mutlu etmiş olan bir ziyaretten dönerken yolda cem "nereye gidiyoruz?" diye sordu. "eve gitmek istemiyor musun?" dedim, istemiyormuş. rüya günün yorgunluğuna dayanamayıp uyumuştu. kendimize şipşak bir program yaptık: ikimiz cem'in istediği bir yerde yemek yiyecek sonra kitapçıya gidecektik.

kitapçıda ben ayşegül kitaplarına bakarken cem karar vermek için elindeki kitabın arka kapak yazısına ve ilk sayfalarına bakıyordu. o sırada müzik aletleri bölümündeki görevli birden piyano çalmaya başladı. onu hayret ve hayranlıkla dinlerken cem de bir müzik aletine ilgi duysa diye aklımdan geçti. belki bu yaz onu mandoline başlamaya ikna edebilirim. bu arada istesek mandolin öğretecek kimse var mıdır yoksa ben mi bu güzel aletin ortadan kaybolduğunu sanıyorum? müziğe mandolinle başladığım için onun da hep öyle başlamasını hayal ettim ama cem müzikle ilgili bir şeyler yapmak istemediğini söylüyor. zorlayarak olmaz bu işler, yeter ki neyi istemediğini bildiğinden emin olsun.


chase william merritt, mandolinci, 1878

yky'nin tamamını yeniden basmaya başladığı ayşegül serisine bakarken, rüya'nın doğumuyla bu serinin çakışmasının ne kadar mutlu bir tesadüf olduğunu yeniden düşündüm. cem ile eskilerden birkaç ayşegül kitabı okumuşluğumuz vardır ama o, ayşegüllere hiçbir zaman çok fazla ilgi duymadı. neyse ki rüya var ve ben evde dolaplara sığmayan okul öncesi kitaplara aldırmayarak ve kitap almamak konusunda verdiğim sözleri bozarak ona (bana?) serideki tüm kitapları alacağım. bugün kitapçıda bunu düşünmek bile beni mutlu etmeye yetti.


çocukluğumun en kıymetli ayşegül kitabı. yıllar yılı bu kitapla balerin olma hayalleri kurdum, beni başka şehirde bulunan bale okuluna yollasınlar diye yalvardım yakardım. belki bir gün benim kızım da benden aynısını isteyecek neyse ki istanbul'da bale okulu var.

okul öncesi kitaplar deyince bende akan sular duruyor. kendimi kitap almamak konusunda tutmakta en zorlandığım janr bu. cem rüya kadarken o yaş için şimdiki kadar çok kitap yoktu, beğendiğim bir kitap bulunca hemen alırdım ama nedense o zaman bana yetersiz gelen kitaplar bugün evde önemli bir yer işgal ediyorlar. cem'in epeydir bahsetmek istediğim halde bir türlü bahsedemediğim ilk okuma dönemi kitaplarının sayısı ise şu anda oldukça bir makul durumda çünkü bu alan ne kadar ilgimi çekerse çeksin beni okul öncesi resimli kitaplar kadar cezbetmiyor. ayrıca cem artık benim seçtiklerimi değil sadece kendi seçtiği kitapları okuyor, bu yüzden de o küçükken "aman sonra baskısını bulamam" korkusuyla aldığım kitapların çoğu şu anda kitaplıkta bekçilik yapıyor.

cem'in son dönem kitaplarından bahsetmeye yeni aldıklarımızla bir giriş yapayım şimdi: bugünkü ziyaretimizde kendisine iki kitap seçti. ilki uzun uzun inceleyip ilk 3-4 sayfasını ve bölüm başlıklarını okuduktan sonra "ben bu kitabı merak ettim, sıkılmadan okuyabilirim" dediği, şu anda ilk defa alıcı gözle bakıp kapağını ve adını pek de beğenmediğim "Bizim Okul Hortladı - Öğretmenim Zombi Oldu" adlı kitap*. bu bir serinin üçüncü kitabıymış. şimdiye kadar, cem'in istediği hiçbir kitabı almamazlık etmedim (zeytin&limon serisi hariç) ama bu aldıklarımın hepsini de çok beğendiğim anlamına gelmedi. cem pek ilgisini çekmeyen birkaç tanesi haricinde aldırdığı kitapları okudu; kitapların kimini çok sevdi, tüm seriyi aldırıp okudu; kimisine tüm seriyi okuyacak kadar ilgi duymadı. severek okuduğu seriler arasında ilk aklıma gelenler: felaket henry, saftirik, pıtırcık, küçük vampir, yamuk okul maceraları, kaptan düşükdon. bunların dışında tenten, redkit ve asterikslere çok düşkün.

bugün cem'in seçtiği ikinci kitap ise ilerletmeye çalıştığı satranç ile ilgili. bu sabah uyandığı zaman odasından çıkmamış, oturmuş yere kendi kendine satranç oynuyordu. bugünlerde tek başına satranç oynamayı seviyor (belki de evde kendisiyle oynamaya hevesli birini bulamadığındandır), bir keresinde karşı tarafın kendisini yendiğini anlatmıştı. akşam eve döndüğümüzde yatmamak ve okumaya devam etmek için direndiği kitap:




cem kendi seçtiklerini okuyarak bir okuma beğenisi oluştursun diye seçimlerine fazla müdahale etmek istemediysem de, geçenlerde yaptığımız bir kitapçı ziyaretinde "kitap uzun, zaman kısa" konulu didaktik bir konuşma yapmaktan geri durmadım. raflarda gördüğü tüm kitapların okumaya değer olduğunu sanmamasını, hayatın bir sonu olduğunu ama kitapların sonu olmadığını, bu yüzden okumaya değecek kitapları seçerken enine boyuna düşünmesinin iyi olacağını anlattım. yayınevinin, yazarın, çevirinin öneminden bahsettim; okuma zevkinin okuya okuya gelişeceğini, zamanla iyi kitaplara kendiliğinden yöneleceğini, özetle ortalıkta hem çocuklar hem de büyükler için çok sayıda yavan kitap olduğunu, bunlardan uzak durarak zamandan, paradan ve enerjimizden tasarruf edeceğimizi söyledim.

son günlerde kısıtlı vaktimizi nelere ayırdığımız üzerinde epey düşünüyorum galiba, hayatımda gereksiz (önceki posttaki gibi insanlar da dahil buna) bulduğum şeylerin tümünden arınmaya çalıştığım için cem'le de böyle bir konuşma yapmış olabilirim. o da sanki sıkılmadan dinledi ve o günden sonra ismini beğendiği her kitabı getirip alalım mı demektense, kitabı iyice inceleyip ona göre almaya başladı. insan ancak ilgi duyduğu bir kitabı okurken okuma zevkinin nasıl bir şey olduğunu anlayabilir, bu zevkin bu yaşlarda tadına varırsa ömür boyu okur. cem de gün içinde mutlaka kitabını okumaya vakit ayırıyor ve geceleri de birkaç sayfa okumadan uyumak istemiyor. bakalım zaman ne gösterecek?

* cem zombili kitabı salı günü bitirdi ve çok sevdi. sanırım seriyi isteyecek.

21 comments:

yeliz said...

YASEMİNNN,,
Tüylerim diken diken oldu.
Ayşegül benim de bayıldığım kitaplardı. ve ben de balerin olma hayallerimi bu kitapla süslemiştim. Ayşegül için kız çocuk mu yapmalı, yoksa kendim için alsam mı? yemin ederim eski bir dostu görmüş kadar sevindim

NÜKHET said...

Yasemin...Daha önce de yazmıştım benim kızım Yasemin 2 yaşında;bütün Ayşegül serisini aldım ben de..O çizimlere bayılıyorum ben..bazen dakikalarca inceliyorum.Kızımdan daha çok ilgileniyorum diyebilirim:)))Nükhet

Deniz said...

Yasemin dun aksam Koray'la yine it might get loud'a bakiyorduk. Baslarinda bir yerde Jimmy Page battle of evermore un o mandolinli bolumunu caliyordu. Koray ben de cocukken mandolin caldim ama bize akor diye bisi oldugunu hic ogretmediler, yazik oldu dedi.

Mandolin benim okula gittigim zamanlarda mufredattan kalkmisti, yerine plastik igrenc blok flutler gelmisti. Muzik kulagi olan, sarki soyleyen bir cocuk olmamama ragmen o plastikten hep nefret ettim. Mumkun olan ilk firsatta da san dersi alip kurtuldum o igrenclikten zaten. Mandoline oyle bir hassasiyet gelistirmezdim, bundan eminim. Cem de bence sever mandolini, yakisir da hem. Keske calsa. Sonra gitar falan calar hem. Butun sevdigim cocuklar buyuyunce rock star olsun, olmadi singer songwriter olsun kampanyam icin cok iyi bir adim.

ÇokBilmiş said...

Ben de mandolin hevesindeyim ama kendimi yalnız sanıyordum. Ben müzik aleti çalamadım hiç. Kızımın çok yeteneği var. Mandoline bayılıyorum ama nereden bulabilirim, kim öğretir diye düşünüyorum.

Var mı bu konuda bilginiz?

Nihal said...

kitap postlarını her okuduğumda Ömer'le en acilinden kitapçıya gitmek istiyorum e tabi iş yerine oturuken yapamıyorum, öööyle haftasonunu bekliyorum:)Bale olayına bayıldım:)ne hayaller kurmuşsundur kim bilir. bir ara cem'in rüya yorumu gibi çocukluğundaki hayallerini paylaşırsın belki:P

yasemin said...

yeliz, benim gibi yap: bir kız çocuğun olsun önce, sonra ayşegülleri ona alıyormuş kisvesi altında kendine al, biraz büyüyünce beraber okursunuz :p

yasemin said...

nükhet, ben henüz rüya'ya sadece kalın sayfalı kitaplardan veriyorum, ince sayfaları bazen çok hoyrat çeviriyor, yırtmıyor ama bazı sayfalar hafif buruşur gibi oluyor. bakalım ayşegüllerin tam metinlerini okumaya ne zaman başlayacağız, ben de sabırsızlanıyorum. tabii önce kitapları almam lazım :)

yasemin said...

deniz, valla ben de yıllarca mandolin çaldım, benim de mandolinde akor olayından şimdi haberim oldu.

ilkokuldayken bizim okulda müzik diye bir ders yoktu. müfredatta olabilir de uygulamada yoktu. devlet okulunda, 60 küsur kişilik bir sınıftaydım, varsa yoksa anadolu liseleri sınavlarıydı. ilkokula gitme sebebimiz o sınavda iyi yere girmekti, yani anadolu lisesine. o yüzden resim, müzik ve beden eğitimi dersleri hiç yapılmadan ilkokulu bitirdim. anadolu lisesini de kazanamadım, o dersleri hiç görmediğimle kaldım, çok süper oldu.

öte yandan evde anneme ait bir mandolin vardı ve arada o çıkarıp çaldığı için ben de çalmaya heves ederdim. dedem de mandolin çalarmış neyse sonuçta ben de karşı apartmandaki yaşlı bir müzik hocasının evine iki sene giderek mandolin dersi aldım ve çalmayı öğrendim. 5 sene mandolin çaldıktan sonra gitar öğrenmeye başladım, üniversiteyi bitirene kadar gitar ağırlıklı olmak üzere ikisiyle de çok haşır neşir oldum. cem pek frontman değil, dün bir grupta olsan solist mi olurdun ya da ne çalardın diye sormuştum, belki davul olabilir dedi. charlie watts tipinde biri olabilir ilerde; cem mick jagger değil, hayatta da charlie watts zaten :p yaz için cem'i ikna turlarına başladım ama pek istemiyor şindilik, bakalım.

yasemin said...

Çokbilmiş, sana Çokbilmiş derken kendimi hep ayıp ediyormuş gibi hissediyorum :p ben biraz bakınacağım bakalım öğreten kimse kalmış mı diye, bulursam haber ederim. mandolin çalan pek kimse kalmadı bugünlerde, müziğe başlamak için piyano revaçta bir de bateri bizim okulda yaygın. piyanoya başlayan minikleirn ne kadarı devam ediyor ve ilerde kaçı birşeyler çalabiliyor gerçekten çok merak ediyorum. biraz anne hevesi gibi geliyor bana, ben de çok seviyorum ve isterdim ama türkiye'de çocukların adamakıllı piyano öğrenebildiklerini pek göremiyorum. kuru kuru kursa gelip gitmekle olmuyor bu işler. neyse mandolin hocası bulursak haberleşelim.

yasemin said...

nihal'cim, ben de haftasonu gittim cem'le yani evde olunca da, çocuk okulda veya bebek uykuda, olmuyor öyle ha deyince :p veya okul çıkışında gidiyoruz bazen ama o zaman da yanımızda mutlaka rüya oluyor, ikimizden biri onu gözetliyor.

evet, çocukluğum hakkında daha çok yazmak istiyorum aslında. çok fazla şeyi hatırlıyorum ve çocuklar doğunca çok da beslenir oldum hatırladıklarımdan. ara ara bahsetmişimdir mutlaka ama daha fazla bahsedebilirim. teşekkürler :)

Müge said...

Yasemin,
ben senin böyle yazılarına daha bir bayılıyorum.
Deniz'le Yasemin, siz tanışıyor musunuz?

yasemin said...

sağol müge, bunu duymak çok güzel :)

deniz'le yüzyüze tanışmadık ama bana tanışmışız gibi geliyor :)

Deniz said...

Yasemin, Cem'in davul calma gibi bir hevesi varsa onu hemmen baterist arkadaslarla tanistirayim, vazgecsin. Baterist dedigin grubun amelesi affedersin, butun yuku onlar ceker, herkes kicini yayarken o aletleri kurmaya baslar, konserden sonra yorgun argin toparlar ve kimse onu dikkate almaz. Illa frontman olmam diyorsa keyboard diyorum ben. Kendine has bir cekiciligi var.

@Muge, Yasemin'le yuz yuze tanismiyoruz, yillardan beri suren blog samimiyetimiz var,Yasemin'in arkadasi Elif'in yillar evvel Hollanda'ya tasinmasi ile artan. Elif'ler de cocuklari universiteye gondermeden bir gidip gorsek ne guzel olacak. Bazen facebook'ta resimlere bakiyor, Koray'a gosteriyorum. Inanamiyoruz o ekmek kadar seylerin ne kadar buyuduklerine.

Dunya kucuk hep.

BanuEfe said...

Bayildim bu posta! Oglum 18 aylik ve kitap bizim hayatimizin onemli bir parcasi. Kendi yas grubu ve biraz buyukler icin olan kitaplar arasinda ben kendimi kaybediyorum. Dolabinda sirasini bekleyen bir suru kitabi var. Bir de amazon, alisverislerinin sonucunda yeni oneriler vermiyor mu sana? Tutamiyorum kendimi. Hadi itiraf ediyorum, daha cok kendime aliyorum. Ve aysegul serisi: bence o cizimler bugun bile -hafif demode- ama guzel. Favorim "cicek bayrami"ydi galiba. Ciceklerden yapilmis arabasiyla gecit torenine giderdi. Simdi olsa da okusam!

yasemin said...

banu, ben ayşegülleri o demode hali yüzünden seviyorum. ben çocukken bile öyleydi, annesinin saçına bakar demek saçlar eskiden böyleymiş diye düşünürdüm. bir de onun gibi düzgün giyinen, saçları yapılı bir anne olmayı düşlerdim ama tam tersi oldum :p eteklerin aşırı kısalığı, ayakkabılar, elbise modelleri, arabalar, hepsi ta o zaman bile benim çocukluğumdan başka bir zamana aitti. ayşegül'ün olayı hikayesinden çok retro resimleri benim için :)

NİLAY (nilmoon) said...

bayılarak okudum yine!

ah, Ayşegül serileri..

ne çok severim..
hatta kendime bir güzellik yapıp, belki ileride doğacak çocuğuma ,belki de ondan önce kendime, bir iyilik yapıp bu seti ısmarlayacağım !

NİLAY (nilmoon) said...

ah, bu arada..
ben de " küçükken-mandolin-çalmış-biri"yim :)

füs said...

hayli kilolu bir çocuk idim (bir çocuk bana şişko diyene kadar farketmesem de) ayşegül kitaplarını okuduğum zamanlarda ve "ayşegül bale yapıyor" kitabı benim de kutsal kitabımdı. evdeki sandalyelere, yemek masasına dayanarak kendimce hareketleri çok güsel yaptığıma inanırdım. eskişehir'de bir bale okulu olmadığı için, baleye gidemediğime inanırdım ve için için üzülürdüm. her istanbul'a geldiğimde ise; bale okullarının tabelalarına hayranlıkla bakardım...düşününce, o anlar hala çok net aklımda yasmin, demek benzer hayaller içinde büyümüşüz:)

yasemin said...

füsun mimar sinan'da konservatuvara 1. ve 2. sınıfları almaya başlamışlar. ön kayıtlar başlamış! sen olamadın balerin, defne olsun :)

asliberry said...

Bu Zeytin Limon olayı okulda moda. Ben de Zeytin ve Limon yüzünden ciddi kavga ettim Yaman'la direndim ve almadım. Benim ki popülerliğinden çok siyasi sebeplerle tabii ama çocuk ne anlasın bundan:)

yasemin said...

nilay, ayşegülleri alıp saklamakta fayda var :)

aslı, zeytin limonları almamanın nedeni popüler olmaları değil benim de. saftirikler de çok popüler ama cem tüm seriyi okudu. zeytin limon konusunda da çok şansını denedi ama ol-maz, ol-a-maz :p