Monday, June 4, 2012

geçen haftadan

geçen hafta kısa bir süreliğine istanbul'a gelmiş olan ananenin desteği ile her zamankinden farklı bir hafta geçirdik. iş çıkışlarında onur'la buluştuk, uzun bir aradan sonra beraber sinemaya gittik, kitapçılarda zaman geçirdik, bir yerlerde oturup dergileri karıştırdık. sonra cem için yıllardır cesaret edip de yapamadığım şeyi yaptım ve ona evde, okul kapanmadan, herkes tatile gitmeden önce küçük de olsa erken bir doğumgünü partisi düzenledim. cem en yakın 6 arkadaşını davet etmek istedi ama bir tanesi gelemedi, onur onları önce okul çıkışı yakındaki basket sahasına götürdü sonra kurt gibi acıkmış halde eve getirip bıraktı: pasta ve oyun. korktuğum kadar zor olmadı. büyük ve kalabalık doğumgünü partilerinden ne kendim için ne de çocuklarım için oldum olası hoşlanmadım ama herkesin birbiriyle temas edebildiği küçük çaplı kutlamaların sıcaklığı güzel.

*

rüya'yı uyutmuş evi toparlarken son günlerde beni mutlu etmiş anları düşünüyordum, unutmamak için yazmak istedim:

* rüya ve ananesi uyurken, cem odasında arkadaşı ile oynarken, ev bir cumartesi günü için içinde bulunan 5 kişiye rağmen ilginç bir şekilde sessizken, elimde doğumgününden kalan pastadan bir dilim ile bir gece önce başladığım filmi sonuna kadar izleyebilmek.

* buzdolabını açtıkça yüzüme çarpan fesleğen kokusunu içime çekmek ve içine fesleğen katarak pişirebileceğim yemekleri düşünmek.

* çocuklar için yazlık kıyafet alışverişi yapmak ama özellikle rüya'ya kıyafet seçmek. kız bebekler için öyle tatlı şeyler var ki, cem 6 yaşına gelene kadar uzaktan bakıp iç geçirdiğim kıyafetlere sonunda rüya için bakmak çok zevkli. bir de aldıklarımı getirdiğimde verdiği tepkiler var, yeni kıyafetler cem'in pek umurunda olmazdı oysa rüya çantadan çıkanları "aaaaaa mu neeee?" diyerek sevinçle karşılıyor ve yeni kıyafetleri hemen giymek istiyor.

* hiçbir yetişme telaşı, ne yiyecekler, nasıl yiyecekler derdi olmadan istanbul'da bir günü kendi başına geçirebileceğini bilmek. (aslında rüya'yı öğlen uykusuna yatırmadan çıkmamaya çalıştım, cem'i okul çıkışlarında alıp eve getirdim ama yine de, yine de, aslında sevdiğim ve en ince detayına kadar planlamış olduğum günlük rutinimin dışına çıkıp dinlenmek çok iyi geldi.)

* geçen hafta boyunca yapabildiğim bu başına buyruk kıçına kuyruk dolaşmalar sırasında yorgun düştükçe soluklanmak için oturduğum yerlerde bir bardak limonatayı kafaya dikmek.



* yazlıkları giyince kış boyunca o kadar kontrolsüz yemiş olmama ve bunu rüya'nın en zor dönemine bağlayıp kendime hak görmüş olmama rağmen incelmiş olduğumu görmek.

*

bunlar çok güzeldi ama arada aklıma geldikçe içimi korkuyla dolduran ve mutluluğuma gölge düşüren bir şey var: yaklaşan, iyice dibimize gelmiş olan yaz tatili. istanbul'dan uzak kalacağımız haftaları toplasak 4 haftayı geçmez. acaba büyük bölümünü istanbul'da bir apartman dairesi ve çevresinde geçireceğimiz yaz tatilimiz nasıl geçecek? belki de hiç sıkılmayacağız çünkü cem de, ben de evde vakit geçirmeyi seven tipleriz. rüya'yı sıcak yüzünden saat 6'dan evvel dışarı çıkaramayacağımız düşünülürse evde sıkılmamamız gerekiyor zaten. beni istanbul'un sıcak günlerinde, yaz okulu yok, yazlık yok, site yok şeklinde geçecek olan iki çocuklu bir tatil bekliyor. uzun yaz tatilini düşününce korkuyorum ama umudumu yitirmiş de değilim. güzel vakit geçirme ihtimallerimize güveniyorum.

11 comments:

özden said...

annanneler başımızdan eksik olmasın, büyük rahatlık...giydiği her kıyafette, orasından-burasından pörtleyen biri olarak, en çok son şıkkı sevdim:)

yasemin said...

evet özden, çocukları onur'dan ve ananelerinden başka kimseye bırakmadığım için benim için bayramdan bayrama yaşanan günler bunlar, onun için de çok değerli. gerçi cem uzun zamandır arkadaşlarına gidiyor, bazılarında kalıyor ama daha rüya'nın arkadaş evi ziyaretlerine çok var, o zamana kadar böyle.

benim kilo kontrolümü sağlayan şeyin emzirmek olduğunu düşünüyorum başka türlü olamazdı herhalde. özellikle film izlerken tıkınmadan geçirdiğim bir gece olmadı diyebilirim. gece tıkınmaları insanı ne hale getirir bilirsin. neyse bakalım bir süre daha böyle takılıp sonra kaçamakları bırakmak lazım. bir de buraya taşındığımızdan beri arabayı bıraktım belki onun da faydası oldu?

özden said...

aslında bu kilo meselesinde neyin önemli olduğunu geçen sene anladım. hareket. her yere yürüyordum ve her gün yürüyordum, inanılmaz kilo verdim ve üstelik kötü beslendiğim, kilo verme derdinde olmadığım halde. işin sırrı gerçekten hareket etmekte. yani sen arabadan uzak durmaya devam et:)

füsfüs said...

arada durup bizi mutlu eden şeyleri düşünmek, yaşarken de farketmeye çalışmak. bu ara ben de sık sık yapmaya çalışıyorum aksi halde kafa ister istemez bilinçsizce olumsuza odaklanıyor çünkü. bir de ne güzel anlatmışsın, seninle beraber gezdim sanki ben de.

aysegul said...

beni de ara ara açıp bu blogu okumak mutlu ediyor... :-)

NÜKHET said...

Yasemin o kadar kendimi buluyorum ki yazdıklarında..Benim Yasemimim de iki yaşında ..o küçük ,kendine ayrılmış zamanların kıymetini çok iyi bilirim...Bu arada mesleğin ne?Üniversitedesin galiba..sanki öyle geldi.))

yasemin said...

füsfüs, evet, iyi geliyor dönüp iyi şeyleri hatırlamak. bu geziler annem istanbul'a geldikçe olabiliyor, o da pek sık değil ama buna da şükür :p

teşekkürler ayşegül, bunu duymak çok güzel :)

nükhet, üniversitede siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler okudum. ailemin baskısı ile yazmıştım ama puanı yüksekti ve asıl istediğim tercihler onun altında kalmıştı. kör taş denk gelirmiş. istemeden okuduğum ve hiç benimsemediğim için hiç mesleğim olarak görmedim okuduğum bölümü. benim mesleğim ev kadınlığı. okuldan sonra çok uzun süre dayanamayacağımı daha sözleşmeyi imzalarken bildiğim plazada insan kaynakları sonra da ev. en güzeli de sonuncusu oldu benim için. çocukluk hayalim buydu benim (hatta okula bile gitmemekti ama ona gücüm yetmedi!), garip ama gerçek.

NÜKHET said...

Benim hayalim de 3 sene sonra gerçekleşecek;ev kadınlığı yani...Kendi mutlu evrenimde ,güzel bir hayat olacak.
Yaptiğım iş ne kadar anlamlı gelse de (fizikçiyim ben)benim için anlamlar başka yerlerde sanırım..

jasmingreentea said...

yaz tatili ve evde iki çocukla tek başına! oh yo! naçizane önerilerim: bol bol küvette/balkonda sulu oyun, evde kek kurabiye vs pişirme (sadece veletler yesin ama:), küçüğe oyun hamuru/parmak boyası, cem'e lego/kitap ile geçen öğleden sonralar, çizgi filmin de yararları olabilir kendimizi çok sıkmayalım (ara sıra), akıntıburnu'nda sabah veya akşamüstü yürüyüş ve dondurma (olayım yemek üzerine), çok daralınca kanyon'da kitapçı/kahve gezmesi (avm ama en azından açık hava ve eser püfür püfür), haftasonu da orman gezisi. bir de sana yemek yapmaya yardım etmeyi öğretebilirsin... cem'e güveniyorum :)

yasemin said...

jasmingreentea selam, çocuklardan birinin 2 yaş dolaylarında olması korkumu ikiye katlıyor :p zaten onun yaşı biraz da bu istanbul merkezli tatilimizin sebebi. amaaan neyse ne valla, zor mor, gelecek geçecek bir şekilde ne yapayım. (ühüü)

not: siz hiç mi yoksunuz buralarda, okul açılana kadar mı yoksunuz?!

keyf_i sibel said...

valla bizde durum ters.bizde büyükbabalar başımızdan eksik olmasın durumu var.benim annem torunlara bakmayı bırak benle acaba nereye gideriz planı yapar.büyükbaba harika torun bakar:))