Tuesday, July 2, 2013

tatilin istanbul'daki ilk günü

öğlen
bilen bilir yazdan hiç hazzetmem. uzun günleri değil uzun geceleri, sıcağı değil soğuğu severim. önümüzde uzanan 2,5 aylık yaz tatili ise tüy dikiyor sevmediğim bu sıcak mevsimin üzerine. ama karamsar değilim, en azından bugün değilim. istanbul'a dün gece geç saatte döndük. eşyaları eve taşırken yağmur bastırdı. güzel karşılama. çocuklar hemen uyudular. biz de balkonda yağmuru izleyerek eve dönerken aldığımız biraları içtik. iyi bir başlangıç.

bugün çok geç uyandık. geç kahvaltı öğle yemeği saatine denk geldiği için bugünlük bir öğünden yırttım. şimdi mutfak masasında bunları yazarken ben, cem tüylü ve öfkeli kuşlar hakkında 50 gerçek hikaye kitabını okuyor, rüya yere serdiği masa örtüsünün üzerinde atıyla oynuyor. bir gün de böyle geçiyor, gidiyor. güzel aslında.



*

akşam 
öğleden sonra cem'e rüya uyuduktan sonra birlikte film izlemeyi teklif ettim, sevindi. aklımda mubi'de gözüme çarpan koyaanisqatsi'yi izlemek vardı. filmi yıllar evvel onur'la izlediğimizde çok etkilenmiş, ilerde cem ile birlikte bir kez daha izleriz diye konuşmuştuk. o günün bugün olduğunu düşünmüştüm ama değilmiş maalesef.

cem rüya'yı uyuttuktan sonra (evet, rüya'yı bazen cem uyutuyor) sevinçle "hazır mıyız?" diye sordu. filmden önce fragmanı gösterdim. cem başka bir film izleyelim dediyse de, "bu film önemli, çok farklı, görmelisin" diye ısrar ettim, itiraz etmedi, biraz gönülsüzce de olsa izlemeye başladı. ilk 10 dakikadan sonra dikkatini vermiş, filmi alışkın olmadığı temposuna rağmen takip edebilmeye başlamıştı. ne olduysa 30 dakika civarında oldu, önce "ben çok üzüldüm, ağlıycam" dedi sonra gözleri doldu. filmi büyük bir pişmanlıkla durdurdum ve hemen aklıma şu post geldi, yorumlarda çokbilmiş ve müge'nin dediklerini hatırladım ama artık çok geçti. o zaman dedikleri üzerinde düşünmüştüm ama onlara katılmamıştım, haklılarmış. halbuki o kitabı okuduğumuz sırada da endişelenip başını yastığa gömmüş cem. didaktikliğim ağır basmış, anlamamışım.

filmi durdurduktan sonra biraz konuştuk. "en başta kimse yoktu, ortalık bomboştu ve sonra geldiler, bozuldu" dedi, başka da bir şey diyemedi üzüntüden. ben de "en baştan seni dinleseymişim keşke, bu filmi daha sonra bir zaman izlerdik" falan diyebildim ancak. ağırlaşan havayı dağıtmak için ne yapabileceğimi düşünürken "biraz kitaplara bakalım mı?" diye sordu. yaklaşan doğumgünü için kitap seçip sipariş verdik ve yarın akşam bugün isteyip de sayemde izleyemediği e.t.'yi izlemeye karar verdik. bu filmi ben de onun yaşındayken izlemiştim. uyku vakti geldiğinde "bir el solo test oynayıp uyuyacağım" diyerek odasına giderken mutlu görünüyordu.

9 comments:

polente said...

Yasemin,
yorumları ve postu okudum bencede çocuklara erken yaşta karamsarlık, taşıyabileceklerinden fazla sorumluluk ve ağırlık yüklemek gibi geliyor, bir gün geliyor ve öğreniyorlar zaten. Konuşmayı, kendi kendilerine kaka yapmayı ve yemek yemeyi öğrendikleri gibi. Çevre korurken de gene bizi takip ediyorlar, çöp evde ayrılıyorsa, anne baba sokağa arabadan pet şişe fırlatmıyorsa o da öyle görüyor. Didaktik teyze oldum, bu arada bu belgeseli ben de izlememişim, Cem'den hallice öküz bir insan olarak sanırım daha az etkilenirim izleyeyim bari.:)

Müge said...

Vay canına. Yazıyı okurken, "Benim çocuğum yok, bir şeyim yok, ben ne bilirim, dediği Müge ben olamam herhalde," dedim. Bunu da böbürlenmeye yazmadım. Sadece senin bir konu üstüne yapılmış ufak bir yorumu böyle hatırlayıp kaale almana, sonra da bunu yazmana hayran kaldım da ondan diyorum.

yasemin said...

polente, ben ettim siz etmeyin. neyse cem e.t'yi çok beğendi. ben de çok sevmiştim o yaştayken ama 30 sene sonra baydı. drew çok iyi oynamış sahiden. sonra epey badireler atlattı gerçi.

müge sağol. çocuğun yok ama çocukluğun var. çocuğun olmasına gerek yok zaten, olsaydı 9 senede iki çocukla ben bilirdim :) bilgi içimizde :p

asliberry said...

Cem solo test mi oynuyor?

yasemin said...

aslı,
evet oynuyor bazen.

asliberry said...

beni çocukluğuma götürdü

yasemin said...

ben de aynı sebeple görür görmez almıştım

KoKoŞ KeLeBeK said...

yazı cok sevıyorum sıcagı mıs gıbı gezmeyı :) ılk kez yazı sevmeyen bır blogger akadasım oldu :) boyle farklılıklar guzelmıs...yalnız mevsımlerde sızı anlar gıbı karsılamsı yagmur ve serınlıkle..sevgıler

yasemin said...

kokoş kelebek,

evet, bu yıl şansıma temmuz serin geçiyor. böyle sürmesini umalım :)