Showing posts sorted by date for query patti smith. Sort by relevance Show all posts
Showing posts sorted by date for query patti smith. Sort by relevance Show all posts
Thursday, June 6, 2013
Tuesday, February 19, 2013
hafta içi mutlulukları
15/2/2013 cuma, beyoğlu
bazı şeyleri çok özlüyorum. hafta içi mesai saatleri içinde taksim'de olmayı, gündüz filme girmeyi, istiklal caddesi hıncahınç dolu değilken kitapçılara, dükkanlara girip çıkmayı, okula ya da akşam yemek saatine yetişmek zorunda olmadan başına buyruk kıçına kuyruk gezmeyi.
film çıkışı onur ve rüya ile pandora'da buluştum. bu kez yeni çıkanlardan istediğim ne varsa hepsini aldım. abartmış olabilirim ne yapalım kendime kıyak, %20 indirimli aldık (pandora'da yeni çıkanlar her zaman indirimli) diye kendimi avutmaya çalışıyorum.
buna benzer bir günü haftasonu beyoğlu'nda geçirmek isteseniz kesinlikle aynı tadı vermez.
rüya'yla kız kıza taksim'e gitme vaktimizin yaklaştığını farkediyorum. bir zamanlar cem ile ta karşılardan vapurlara, trenlere biner gelir dolaşırdık. şimdi evimiz çok daha yakın olduğuna göre gelmemiz de daha kolay. hoş, cem ile yaptığımız yolculuklar da o gezileri çok eğlenceli hale getirirdi, yolu hiç dert etmezdik; tren, vapur, tünel. istanbul'da turist olmak her zaman güzel, rakı, şiş kebap güzell...
*
yasemin ile cem'in beyoğlu maceraları:
Monday, May 28, 2012
kitap mimi
selen'den gelen kitap mimi:
1. ne sıklıkla kitap okursunuz?
belli bir sıklıktan bahsedemem. bazı günlerim hiç okumadan geçer ama ben kitabımı hep yanımda taşırım. kitabımı yatarken başucuma, uyanınca evde elimin altında olabilecek bir yerlere, dışarı çıkarken çantama koyarım. son aylarda en uzun okumalarımı rüya'yı parktaki salıncakta veya onu uyutmak üzere pusette sallarken yapıyorum. geceleri uyumadan önce de eğer film izlerken falan sızıp kalmadıysam birkaç sayfa okuyup öyle uyumayı severim zaten başka türlü uykuya dalamıyorum.
2. en sevdiğiniz yazarlar?
patricia highsmith, nahid sırrı örik, yusuf atılgan, sevgi soysal, tezer özlü, orhan pamuk, nazım hikmet, aziz nesin, orhan kemal, çehov, slyvia plath, katherine mansfield, emily bronte (e'nin üstüne iki noktayı konduramadım), tomris uyar, barış bıçakçı
3. en beğendiğiniz kitaplar?
bu en sevdiğin yazar, en sevdiğin kitap sorularına doğru cevap veremiyorum ben ya da verdiğim cevaplardan emin olamıyorum bir türlü ama doğru bir zamanlamayla okuduğum için ömrüm boyunca mutlu olacağım kitaplar var, ilk aklıma gelenler: yenişehirde bir öğle vakti (sevgi soysal), gönülçelen (salinger), cehenneme övgü (gündüz vassaf), sessiz ev (orhan pamuk), aylak adam (yusuf atılgan), sırça fanus (slyvia plath), rüzgarlı bayır (emily bronte), gündökümleri (tomris uyar), venedik'te ölüm (thomas mann), nazım hikmet'in kitapları. 16-20 yaşlarım arasında okuduğum bu kitaplar ve yazarlar beni çok etkilediler.
4. yerli, yabancı hangi yazarların kitaplarını tercih edersiniz?
böyle bir ayrım yapmam.
5. bugüne kadar en beğendiğiniz kitap serisi?
pek seri okumadım. çocukluğumdan pıtırcıkları, afacan beşleri, gizli yedileri ve ayşegülleri sayabilirim.
aklıma mehmet murat somer'in hop çiki yaya polisiyeleri geldi şimdi. severek okumuştum, yenileri çıksa yine alır okurdum.
6. daha çok hangi tarz okumaktan hoşlanırsınız?
bilimkurgu, fantastik ve macera türleri ilgimi çekmiyor, bunların dışında bir ayrım yapmıyorum.
bilimkurgu, fantastik ve macera türleri ilgimi çekmiyor, bunların dışında bir ayrım yapmıyorum.
7. en son hangi kitabı okudunuz?
8. şu an hangi kitabı okuyorsunuz?
9. kitap blogları hakkında ne düşünüyorsunuz?
bildiğim bir kitap blogu yok.
10. kitap okumak sizin için ne ifade ediyor?
okumak, özellikle ergenlik yıllarında hayatla aramdaki bağ idi. bunalımlı zamanlarımda elimdeki kitabı düşünür, "en azından bu var, bunu bitirmek istiyorum." derdim, henüz okumadığım kitapları düşünmek, hayatın o anda bana göründüğünden daha güzel bir yer olabileceğine dair bir his verirdi.
kendimle yaşamayı, kendimle baş etmeyi kitaplar sayesinde öğrendim. yalnız bir çocuktum. edebiyatın, başıma ne gelirse gelsin, kendimi nasıl hissedersem hissedeyim benim için bir sığınak olabileceğini ve bana iyi geleceğini belki de bu sayede anladım ve bunu bilerek büyüdüm. bunu okumayı öğrendiğim erken yaşlarda keşfetmiş olduğum için şanslıydım. çocuklarımın da bilmelerini en çok istediğim birkaç şeyden biri budur.
çocukları ve okumanın hayatımda nasıl bir yer tutmuş olduğunu düşünürken aklıma cem ile kitapçıya gidip ona iki kitap aldığımız gün geldi. ikimiz elele eve dönerken, tam yayalarla arabalara aynı anda kırmızının yandığı o birkaç saniyede aceleyle karşı kaldırıma koştuk. bize yeşil yanmasını bekleyebilirdik ama ben ani bir hareketle yola atlayınca elimi tutan cem de benimle birlikte kırmızı ışıkta karşıya geçmiş oldu. biraz yürümüş bizim sokağa girmiştik ki, cem üzgün bir ifadeyle elindeki torbayı göstererek unutamayacağım bir şey söyledi:
- eğer karşıya geçerken bana araba çarpsaydı, bu torbadaki kitaplar için üzülürdüm.
Friday, March 16, 2012
mapplethorpe
anemone, 1989
*
baktım amazon'a, oradan alınca daha ucuza geliyor ama listemden en azından 3-4 kitabı da almak istiyorum onu alırsam. neyse önce kitapçıya çocuksuz olarak gidip bir bakayım şu kitaba, ille de sahip olmak zorunda değilim sonuçta (ama olsam çok güzel olurdu, ühüüü). bu arada kitap akmerkez'deki remzi kitabevi'nde, girer girmez soldaki rafların alt köşesinde, hala duruyordur umarım.
Tuesday, August 2, 2011
çoluk çocuk
tatilin 5 günlük son bölümünde patti smith'in kitabı "çoluk çocuk"u okudum. senenin başından beri bu kitabı okumak için uygun zamanı kolluyordum. çoluk çocuk, aşkın ve dönüşümün hikayesi. patti smith ile geleceğin ünlü fotoğraf sanatçısı robert mapplethrope'nin birbirlerine ve sanata olan aşklarının ve bu iki genç insanın new york'ta kendilerinden birer sanatçı yaratmalarının hikayesi.
"Bazılarımız doğuştan asidir. Nancy Milford'un kaleminden Zelda Fitzgerald'ın öyküsünü okuduğumda, Zelda'nın isyankar ruhuyla kendimi özdeşleştirmiştim. Annemle dükkan vitrinlerinin önünden geçerken, ona insanların neden tekme atıp camları kırmadığını sorduğumu anımsıyorum. Annem de, insanların birlikte yaşayabilmelerini sağlayan, kelimelere dökülmeyen birtakım toplumsal davranış kurallarının varlığından söz etmişti. Bunu duyduğumda her şeyin bizden öncekiler tarafından belirlenmesinden ve yol haritasının çıkarıldığı bir dünyada yaşamaktan dolayı kendimi sınırlandırılmış hissetmiştim. Yıkıcı güdülerimi bastırıp yaratıcı olanlara yoğunlaşmak üzere kendimi eğitmiştim. Yine de kurallardan nefret eden tarafım büsbütün ölmüş değildi.
İçimde pencereleri kırmak isteyen bir çocuğun olduğunu söylediğimde Robert benimle dalga geçti.
"Patti! Hayır. Sen kötü tohumsun." dedi. Ama değildim."
Sunday, December 26, 2010
yeni yılın hediyesi :: çoluk çocuk | patti smith
yeni yılın hediyesi.
patti smith'in hatıratı. kitabın orijinali 2010 ocak ayında çıkmış. yılın ilk 9 ayını hamilelikle, son 3 ayını da bebekle geçirirken dünyadan epey kopmuş olmalıyım ki kitaptan ancak türkçe'ye çevrildiği zaman haberim oldu.
***
blogda patti smith
Thursday, June 25, 2009
yazz
istanbul'da son 4 gündür hava iyice ısındı hatta bence sıcaklık dayanılmaz bi hal aldı. günü dışarda geçirince insanda beyin diye birşey kalmıyor ama bu olumsuz gidişata rağmen, yazın bir önceki posttan sonra aklıma gelen birkaç güzelliği daha var, sıcaktan kavrulurken kendimi bunlarla avutmaya çalışıyorum.
* bülent ortaçgil'in sıcak şarkısı bugünlerde fon müziğim. kediler sıcak, nasıl yakışmış şarkıya, bayılıyorum: kediler sıcak. evet sıcaktır şimdi onlar da. bu şarkıyı bu kadar çok sevmemin sebebi, bu kediler sıcak dizesi işte. tamam, sözler güzel zaten ama bülent ortaçgil, şu kedilere hiç değinmemiş olsaydı, şarkı bu kadar güzel olur muydu? olamazdı :)
.jpg)
.jpg)
irmik, 2004
SICAK
Eller sıcak
Gözler sıcak
Yüzün sıcak
Duvarlar sıcak
Taşlar sıcak
Düşler sıcak
Çok sıcak
Daha da sıcak olacak
Beni seversen
Canlar sıcak
Heyecanlar yok
Soluklar umursamaz
Saatler duracak
Konuşulmayacak
Giysiler sıcak
Giymeseler sıcak
Uykusuzluk sıcak
Bardaklar eriyecek
Kuşlar susacak
Çok sıcak
Daha da sıcak olacak
Beni seversen
Sessizliğin sesi
Ay ışığı
Buzun güzelliği
Yıldızların yaldızı
O geceler
O geceler
Çok sıcak
Daha da sıcak olacak
Beni seversen
Beklemek sıcak
Dinlemek sıcak
Durmak sıcak
Dam üstü cehennem
Ağaç altı sıcak
Avucum sıcak
Param sıcak
Doğrular paramparça
Sokaklarda şaşkınlık
Kediler sıcak
Soğuk bile sıcak
Daha da sıcak olacak
Beni seversen
Her şey sıcak
Daha da sıcak olacak
Beni seversen
Bülent Ortaçgil
Gözler sıcak
Yüzün sıcak
Duvarlar sıcak
Taşlar sıcak
Düşler sıcak
Çok sıcak
Daha da sıcak olacak
Beni seversen
Canlar sıcak
Heyecanlar yok
Soluklar umursamaz
Saatler duracak
Konuşulmayacak
Giysiler sıcak
Giymeseler sıcak
Uykusuzluk sıcak
Bardaklar eriyecek
Kuşlar susacak
Çok sıcak
Daha da sıcak olacak
Beni seversen
Sessizliğin sesi
Ay ışığı
Buzun güzelliği
Yıldızların yaldızı
O geceler
O geceler
Çok sıcak
Daha da sıcak olacak
Beni seversen
Beklemek sıcak
Dinlemek sıcak
Durmak sıcak
Dam üstü cehennem
Ağaç altı sıcak
Avucum sıcak
Param sıcak
Doğrular paramparça
Sokaklarda şaşkınlık
Kediler sıcak
Soğuk bile sıcak
Daha da sıcak olacak
Beni seversen
Her şey sıcak
Daha da sıcak olacak
Beni seversen
Bülent Ortaçgil
* yaz gelip de okullar tatil olunca şehir tenhalaşmaya başlar. o zaman biz şehir bekçileri, gitmek istediğimiz yerlere daha çabuk varır, arabaların, toplu taşıma araçlarının içinde biraz daha kısa süreliğine kavrulur, karşıya kazara köprüden geçmeye kalkışmışsak, araba sayısının ve köprüde bekleme süresinin diğer mevsimlere göre daha az olduğunu görür ve seviniriz.
* yazın açıkhava konserlerine gideriz. dünya gözüyle görmek istediğim hemen herkesi yazın istanbul'da gördüm ben. beklediklerimiz yok mu, bazılarından umudu kesmiş olsak da, var. neyse, 5-6 ağustos'ta cohen burda. bu arada dün, atlatılan 1-2 badirenin ardından placebo'yu şehrimizde 2. defa görebildim. geçen yıl, tam turne programını hatmedip yakın bir yerlerde denk düşürmeye çalıştığım sırada rufus, ondan önceki sene antony, 2. defa patti smith (iki defa!), önceki yıllardan lou reed, bryan ferry, nick cave, björk, marianne faithfull, rolling stones... ilk aklıma gelenler. aa nasıl unuttum, geçen yıl rem geldi be.
* yazın insanlar sinemaya daha az giderler ama ben normal şartlar altında hayatta izlemeyeceğim filmlere bile giderim. zaten bu sıcakta sıfır kilometre kafayla izlenecek filmlere gitmeli insan. bu hafta 17 again ve proposal'a gittim, serinlik + yalnızlık isteyenlere tavsiye edebilirim. ohh ne gam kalıyor ne kasavet, 2 saatlik serin serin kafa izni. filmlerin sonu belli, başı belli, ööyle baksan yeter, bomboş klimalı salon seninle birlikte taş çatlasın 3-4 kişinin hizmetinde.
yukarıdaki salonda kaç seyirci vardır?
a) 10
b) 1
c) 2
d) hiçbiri
Etiket:
fotolar,
gündelik,
güzel şeyler,
istanbul,
yasemin
Tuesday, May 26, 2009
patti smith: dream of life

2 yıl önce festivalde izlediğimiz patti smith belgeseli dream of life, 28 mayıs perşembe 23:00'de cnbc-e'de.
- geçen hafta aynı kuşakta martin scorsese'nin muhteşem rolling stones belgeseli shine a light vardı. rolling stones '97'de bridges over babylon turnesi sırasında istanbul'a da uğramıştı. onur'la beraber gittiğimiz ilk konser. saha içindeki yerimiz hiç fena değildi, hele de köprü kurulduğunda mick jagger'ı 2 adım ötemizde bulmuştuk ama bu film, hele de sinemada izlediğinizde, rolling stones konserinde olmaktan bile daha iyi nerdeyse. konseri, dünyanın en baba kamera takımının çektiğini düşünsenize, aralarda 40 küsur yıllık tarihten kısa kısa stones röportajları, matrak, yerli yerinde cevaplar. onur geçen perşembe kanallar arasında dolanırken buldu filmi, yakaladığım yerden izledim artık, 4. defa. kaçıranlar ve izlemek izleyenler için iyi haber: filmin dvdsi var.-

istanbul'a iki defa geldi patti smith; ilk konser açıkhavadaydı. o güne hatta bugüne dek gittiğim en unutulmaz (ne diyebilirim başka?) konser. 2007 eylül'ünde de 2 konser için babylon'a geldi, son dakikada bulduğum sürpriz biletle kendisini kol mesafesinden izleme şansım oldu. ilk gelişini müjdeleyen roll kapağı çerçevelenmiş halde yıllardır duvarımda. patti smith, şair, fotoğrafçı, aktivist, anne, rock müziğin efsane sesi. büyücü. gerçek, samimi, büyüleyici, bilge kadın.
patti smith'den bahsederken rolling stones girdi araya madem, patti'nin gimme shelter (rolling stones) coverı, twelve albümünden:

istanbul'a iki defa geldi patti smith; ilk konser açıkhavadaydı. o güne hatta bugüne dek gittiğim en unutulmaz (ne diyebilirim başka?) konser. 2007 eylül'ünde de 2 konser için babylon'a geldi, son dakikada bulduğum sürpriz biletle kendisini kol mesafesinden izleme şansım oldu. ilk gelişini müjdeleyen roll kapağı çerçevelenmiş halde yıllardır duvarımda. patti smith, şair, fotoğrafçı, aktivist, anne, rock müziğin efsane sesi. büyücü. gerçek, samimi, büyüleyici, bilge kadın.
Tuesday, September 25, 2007
patti smith istanbul'da

bugün ve yarın babylon'da. ben buralardayım. yok biletim. konseri gittiğim en iyi konserlerden biriydi. o konsere geldiğini müjdeleyen roll kapağı seneler önce çerçevelenmiş başköşede asılı. ama ne bu geceye ne de yarına biletim yok. babylon'da kimbilir ne müthiş olacak onu izlemek. gidip bulgur pilav
http://www.pattismith.net/wegottofly.html
http://www.pattismith.net/
son anda bir bilet buldum!
Subscribe to:
Posts (Atom)












